Overblog Suivre ce blog
Administration Créer mon blog
23 janvier 2017 1 23 /01 /janvier /2017 05:58

 

Fransızca versiyonu lepetitjournal.com Istanbul elektronik gazetesinde 4 Ocak 2017 tarihinde yayınlandı

 

Uzun boylu, ince, dudaklarında daimi bir gülümsemeyle 20 yaşındaki Melad yarın üçüncü yaşamına başlayacak.

 

İlk hayatı Irakta idi. Musul'da dünyaya gelişinden birkaç hafta sonra ailesi Türkiye sınırına 120 km uzaklıktaki Irak Kürdistan'ında bulunan Zakho kentinde yaşamını sürdürmeye başladı ve 17 yıl boyunca da o kentte kaldı.

 

Oranın her şeyi farklıydı; dili, kültürü, idari yapısı.Lisede 11.sınıfa kadar okudu (sistem Türkiye'deki gibi) ama eğitimine devam etmek istemedi zira eğitim sonunda verilen diploma Arapça olmayıp Kürtçe dilindeydi; oysa orada öyle bir eğitim temeliyle başarılı olmak maalesef imkansız. Babası araba tamircisi idi. Kendisine ait büyük bir tamir atölyesi ve ayrıca iki konutu bulunuyordu.

Melad Ocak 2011'de Zakho/Irak'ta - Melad tarafından verildiği resim

Melad Ocak 2011'de Zakho/Irak'ta - Melad tarafından verildiği resim

Aile Irak'tan 3 Eylül 2013 tarihinde ayrıldı; İŞİD o bölgeye yerleşmeden 6 ay kadar önce. Bir otobüsle Melad, annesi, babası ve ve sırasıyla 12 ve 14 yaşlarındaki iki genç kardeşini 24 saatte İstanbul'a getirdi. Neden İstanbul'u seçtiler? Çünkü burada Hristiyan olarak yaşayabilirlerdi; kiliseler mevcut, hareket ve iş olasılıkları bulunmakta...

 

Ağabeylerinden biri hala Zakho'da yaşıyor, diğeri ve ablası 10 yıldan beri Avustralya'ya yerleştiler. Ailesi yurt dışına gitmeye karar verdiğinde, halen Irak'ta kalan ağabeyisi Miron, üniversitenin ikinci yılını tamamlamakta olup, ülkesini terk etmek istememiştir. Babasının evinin birinde oturup diğerinin kirasını almaktadır. Böylece az da olsa ailesine katkı sağlayabilmektedir. Ailesi Avustralya'ya göç ettiğinde belki o da aile birleştirmesi kapsamında onların yanına gider.

 

Geldiklerinde, burada yerleşmiş Iraklılarla bağlantı kurarak, izlemeleri gerekli yöntemleri öğrenip, hep birlikte mülteci sıfatıyla Ankara'daki Birleşmiş Milletler Temsilciliğine başvurarak Avustralya'ya iltica talebinde bulunuyorlar ve orada aile birleştirmesi istiyorlar.

 

Melal için (İstanbul'da geçirdiği) ilk üç ay çok zor oldu, dili konuşmuyordu ve tek bir Türkçe kelime dahi bilmiyordu; yeni bir ülkeye uyum sağlamak da zor işti. Ailenin her ferdi farklı biçimde davrandı: babası için durum daha kolaydı, annesi ise Türkiye'de yaşamaktan nefret ediyordu, Türkçeyi öğrenmiyor ve her gün buradan ne zaman ayrılacaklarını soruyordu...hala bugüne dek durumuna alışmış değil. Genç adam, annesini böyle görmekten ıstırap duyuyor ve onu, örneğin İngilizce öğrenmeye, geleceği düşünmeye, bir şeyler yapmaya çaresizlik içinde teşvik ediyordu.

 

Keza ailesi ve kendisi, çevrelerindekilerden hiçbir Iraklının Zakho menşeli olmadığını fark ettiler; çoğunluk Bağdatlı Iraklıydı dolayısıyla Melad fazla arkadaş da edinemedi.

Melad, babasi, annesi ve ufak kardeşlerle

Melad, babasi, annesi ve ufak kardeşlerle

Iraklılar Türkiye'ye yaşamak için gelmiyorlar, burası onlara başka bir yere geçebilmek için bir durak; kimi ABD'ye, kimi Kanada'ya, kimiyse Avustralya'ya veya başka ülkelere gidene kadar bir bekleme durağı olarak görüyorlar Türkiye'yi. Oysa Melad "bekleyiş yıllarının bir kayıp süreci olmaması için bir şeyler yapabilirim" diye düşünüyor.

 

Öte yandan tanıdığı Iraklı mültecilerin hiç biri ülkelerine geri dönmeyi düşünmüyorlar. "Kürtçe konuşuyorsan Irak Kürdistan'ında yaşayabilirsin, orası tehlikeli bir bölge değil. Ancak Birleşmiş Milletlere iltica dosyanı verdiğinde o bölgeden geldiğini bildirdiğinde seni kabul etmeyebilirler. O zaman oraya geri dönmek zorunda kalırsın..." diyor genç adam.

 

İstanbul'a yerleştikten sonra Melad sığınmacı çocukları bünyesinde barındıran Don Bosco okulunu duydu ve Türkiye'ye geldiğinin ilk yılı orada okumaya başladı. 17 Yaşında, okulunun en büyüğü idi; yanındaki öğrenciler 15-16 yaşları arasındaydılar.

 

3 haftalık dersten sonra, arkadaşı Danyel, gençlerin İngilizce öğrenebileceği Oratorio adlı bir kabul merkezi bulunduğunu söyledi. "O zaman oraya gitmeliyim" diye düşündü Melad. Yeni kayıt yaptıracakların bir kefile ihtiyaçları olduğundan Danyel onun kefili oldu. Birlikte gittiler ve oranın sorumlusu olan Jacky Doyen ile tanışarak onunla İngilizce konuştu...bu dili zaten biliyordu zira 5 yıl boyunca Irak'ta bir İngiliz okuluna gitmişti.

Melad ile Don Bosco Oratorio Jacky Doyen

Melad ile Don Bosco Oratorio Jacky Doyen

Gerçekte, devlet okulunun müdürü onun iyi İngilizce seviyesini tespit edip, ona zamanında böyle bir okulun mevcudiyetinden söz etmişti, bu da Melad için bir fırsattı. Türkiye'ye geldiğinde sadece sözlü pratik yapması gerekiyordu, zira Irak'ta okulda Kürtçe, sokaktaysa Arapça konuşulurdu İngilizceyse konuşulmazdı.

 

Sonuçta Melad'ın Türkiye'deki ilk yaşam yılı Pazartesiden Cumaya Don Bosco okulunda, hafta sonlarıysa Oratorio'da geçiyordu. Erkek çocuğu olduğundan, Iraklı kızlara nazaran o okullara gitmekte sıkıntı yaşamadı.

İngilizce okulu ile Irak'ta Dahut hayvanat bahçesine gezisi, Aralık 2011, Melad tarafından verildiği resim

İngilizce okulu ile Irak'ta Dahut hayvanat bahçesine gezisi, Aralık 2011, Melad tarafından verildiği resim

Oratorio'da Kutsal Kitap'tan konuşuluyor, Kutsal Söz açıklanıyor ve oradaki Salezyen Cemaati gençleri Allah'a yaklaştırmayı hedefliyor; orada ayrıca sportif ve kültürel etkinlikler de yapılıyordu; basketbol, voleybol, masa tenisi, baby-foot türünden, ayrıca Noel ve paskalya yortuları sırasında da partiler düzenleniyordu.

 

Kışın her cumartesi ve pazarları 1-1,5 saatlik ingilizce dil kursları verilmektedir zira yetkililer bu mültecilerin bir gün, İngilizce konuşulan bir ülkeye göç edeceklerini, dolayısıyla İngilizceye ihtiyaç duyacaklarını biliyorlar.

 

Oratorio'ya geldiğinde orada yaklaşık 80 genç bulunuyordu. O sayı 100'e, daha sonraları 120'ye çıktı. Halen 18-25 yaş grubunda yaklaşık 60 genç hafta sonu orada buluşmaktadır.

Don Bosco Oratorio'da

Don Bosco Oratorio'da

Son aylarda "Don Bosco ile 2016'da genç Iraklı sığınmacı olmak" adlı bir tiyatro oyunu gerçekleştirdi ve NDS gösteri salonunda 10 gün öncesinde oyun oynandı. Melad o zamana kadar hiç tiyatroda oynamamıştı. Jacky Doyen projeyi gruba anlatıp oyun katılmak isteyenleri sorduğunda, Melad hemen olumlu yanıt verdi. Riki lakaplı ve Don Bosco okulunda çalışan biri senaryoyu yazdı: 9 farklı yaşam dilimi; bunlardan 5'i Irak'ta, 4'ü Istanbul'da geçmektedir. Riki oyunda yer almadı ama oyunun yöneticisi gibi oldu ve dramatik sahne sanatı hocası Kemal Oruç ile birlikte oyunun gerçekleşmesine katkıda bulundu.

 

Geçmişte tiyatro yapmış 2-3 genç dışında yeni oyuncular için ilk provalar zor oldu. Roller oyunculara dağıtıldı ve iki ay boyunca gençler gerçek yaşamlarını sahnelendirmek için çalıştılar.

 

2015'den beri Jacky Doyen bu projeyi yapmayı tasarlıyor ve bundan söz ediyordu ama nihai karar 2016 eylülünde alındı. İki ay ve 80 saatlik prova sonucunda - haftada bir gece ve ayın ilk hafta sonlarıyla başlayan ve gösterim sayısı artarak giden oyun çok gerçekçi ve özgün biçimde seyircileriyle buluşmuş oldu. Yeni bir proje daha öngörülmekteydi ancak bu kez Melad "Ben artık gidiyorum" yanıtını verdi.

 

Bu deneyim ona ne getirdi? Eğlendi, keyif aldı, oyunculuğunun yanı sıra kendisine "sahne yönetmenliği" rolü verildiğinde oyuncuların sahne girişlerini vs. düzenlemişti.

Melad  Don Bosco Oratorio tiyatro grubuyla

Melad Don Bosco Oratorio tiyatro grubuyla

Türkiye'de geçirdiği ikinci yılda evde çok Türkçe okudu ayrıca Jacky Doyen'in hazırladığı bir program kapsamında Afrikalı bir gruba İngilizce öğretti. Başta Melad bunu kabul etmek istemedi. 50'sinde, babasının yaşındaki erkeklere ders veremeyeceğini düşündü ama sonunda yaptı...

 

Bu son yıl, gidene kadar Caritas'ta tercüman olarak çalıştı ve bu dönem boyunca, işi gereği Bağcılar, Esenler, Sultan Gazi (kendince beteri olamaz) gibi birçok zor semtlerde ikamet eden Suriyeli mülteci ile tanıştı.

 

Bundan sonra ailesi ile birlikte 24 Ocak'ta gideceği Melburn'da başlayacak olan üçüncü yaşamını nasıl görüyor? Orada ne yapmayı düşünüyor?

 

Üniversiteye gitmek istiyor ama hangi bölüme gideceğini bilmiyor. önceleri Avustralya'ya gitmek için vizesini aldığında bunu düşünmeye başlayacağını söylüyordu, şimdi vizeyi aldığından beri ise, kafasının karıştığını ve düşüncelerinde kaybolduğunu itiraf ediyor.

 

İleride hangi mesleği yapmak istiyor, kendisi de daha bunu bilmiyor. Küçük iken, anne ve babası ona "doktor olursan iyi olur"; "doktor yada mühendis ol" derlerdi ama bunlar yapmak istediği meslekler değil. Doktor yada mühendis olacak ise, bunu ebeveynlerinin tercihi olduğu için yapacak ama... Tiyatro oynayacak mı, onu da bilmiyor, bunu düşünmedi, ama sanmıyor zira çok stresli bir iş.

 

Öncelikle Avustralya'daki yaşama uyum sağlamak ve sonrasında yavaş yavaş olayları yerli yerine oturtmak gerekecek.

Melad, İraklı 20 yaşında ve şimdiden üç hayat

Melad, İraklı 20 yaşında ve şimdiden üç hayat

Hıristiyan olarak Melad kendisini kiliseye çok yakın hissediyor, birçok etkinliğe ve toplantıya katılıyor. daha önceleri Irakta 'da bu tür etkinliklere katılırdı zira babası "şamas" idi. Bu, papazın yokluğunda onun yerine geçebilecek ve ayini yönetebilecek kişiye verilen addır.. Her pazar kiliseye gitmesi zorunluydu; bunu her zaman istemiyordu ama yine de gidiyordu... Bu onun tercihi değildi ama şimdi babasına, kendisine böyle bir hediye sağladığı için şükrediyor. Melad da bizzat küçük bir "şamas" oldu.

 

16 yaşında ayine gidiyordu çünkü orada arkadaşlarıyla buluşuyordu....bugün de Melad hala ayinlerde papaza yardımcılık yapmaktadır; özellikle de görkemli törenlerde (örneğin Papa'nın 2014 Kasım sonunda İstanbul'u ziyaretinde, veya 2016'daki yeni Episkopos tayin töreninde olduğu gibi).

29 Kasım 2014 tarihinde Papa Francesco İstanbul'daydı ve Melad yanındaydı

29 Kasım 2014 tarihinde Papa Francesco İstanbul'daydı ve Melad yanındaydı

Oratorio'da özellikle sığınmacı olmanın kötü bir şey olmadığı, bunun insanı diğerlerinin altına indirmediğini öğrenmesi dışında, Türkiye'de geçirdiği üç yılın ardından Melad'da ne kalacak? Tabii Türkçesi, Türk algılama biçimi ve insanların burada nasıl düşündükleri. Kanısınca Türklerin düşünce yapısı Iraklılarınkinden farklı ve Avrupalılarınkine daha yakın.

 

Melad'ın ana dili Keldani, Kürtçeyi biliyor (bu, ilk yaşamında, okulda ve sokakta gerekliydi), Arapçayı televizyondan ve okuyarak öğrendi, İngilizceyi ise (TOEFL'in denkliğine gelen IELTS sınavını Türkiye'de geçti) söktü, Türkçesini de çok iyi geliştirdi ve dört aydan beri Duolingo uygulamasıyla Fransızca öğrenmeye başladı. Halen, sahip olduğu geniş düşünce yeteneği gibi, Melad'ın dil bagajı saygın bir yoğunlukta.

 

Güle güle git, yolun açık olsun tatlı Melad!

 

Buraya tıklayarak, fransızca versiyonu okuyabilirsiniz.

Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Portre
commenter cet article
15 janvier 2016 5 15 /01 /janvier /2016 04:08

 

Fransızca versiyonu le petitjournal.com Istanbul elektronik gazetesinde 15 Ocak 2016 tarihinde yayınladı

 

Hatay bölgesinde yaklaşık 2000 nüfüslü olan Kırıkhan asıllı, 8 çocuklu bir ailenin üçüncüsü, 29 yaşında bir genç adam olan Yusuf, 20 seneden fazla karanlıkta yaşıyor.

 

7-8 yaşındayken, dünyada ikinci körlük sebebi olan glokoma yakalanıyor, aniden sağ gözünü kaybediyor. Antakya'daki doktorlar onu Adana'ya gönderiyor. Orda, sağ gözünü kurtarmark istiyorlar ve bu nedenle Yusuf 3 tane ameliyat geçiriyor ama bunlar başarısız oluyor. Tersine, durum kötüleşiyor ve onu da kaybediyor. Son 2-3 yıla kadar sol gözüyle ışığı görebiliyor ama artık durum öyle değil.

 

Babasının durumu çok kötüymüş o zamanlar. Çiftçilik yaparak, çok küçük bir toprak parçası ekiyormuş ve herhangi bir sosyal güvenliği yoktu. Yurt dışına ve Kıbrıs'a da gitmiş para kazanmak için. Eski bir evi varmış ve yeni bir tane yaptırmak istiyormuş ama Yusuf kör olduğu zaman tüm birikimleri masrafları ve ameliyatları karşılamaya yetmiş.

 

Yusuf iki sene gecikme ile Kahramanmaraş'ta sadece görme engelli çocuklar için bir yatılı ilk okulda başlamış. Türkiye'de görme engelli çocuklar için bir düzine ilk okul var (Adana'da, Gaziantep'te, İzmir'de, 2 İstanbul'da, 2 Ankara'da,…).

 

İstanbul, görme engelli Yusuf İstanbul Kadıköy sokaklarında

İstanbul, görme engelli Yusuf İstanbul Kadıköy sokaklarında

Okulda, Yusuf goalball'u keşfetti – 2. Dünya savaşından sonra icat edilen ve görme engelliler tarafında oynandı bu top sporu, 1988 yılında resmi bir spor dalı oldu Seoul Paralimpik Oyunlarda. Yusuf bu spora merak sardı ve arkadaşlarıyla spor saatlerinde ve tenefüslerde oynadı. 5. sınıftan 8.ye kadar, okulun goalball takımında oynadı, çoğu turnuvaya katıldı ve farklı okullardan ve kulüplerden takımlarla karşı karşıya geldi.

 

8. sınıftayken, takımıyla Erzurum'a bir turnuvaya gidip ve İstanbul'dan gelen kulübü 2-1 yendiler. Takımın başkanı ona “Yusuf, seni İstanbul takımına transfer edeceğim” dedi. Maraştan kalkıp İstanbul'a gelmek için hiç düşünmedi, o zamanlar bu bir hayaldi sadece ve imkansız bir şeydi onun için.

 

Babası izin veriyor, Yusuf o transferi kabul ediyor ve 2004 yılında,17 yaşındayken, yalnız başına İstanbul'a geliyor. Hem lisede okuyor hem de goalball’a devam ediyor. İlk sene, bir yurtta kalıyor, ikinci sene başkan evinde kalıyor, üçüncü sene 3 gören arkadaşının evine çıktı. Ama onlar, mesela susadığı zaman bardağı dolduruyor, çamaşırı asıyor ve öyle tüm işleri onun için yapıyor ve onu rahatsız ediyor çünkü Yusuf hazıra alışmak istemiyor.

 

Ayrılıyor ve bir kör arkadaşla kendisi bir eve çıkıyor, sonra başkasıyla,vs... Yakında, 3 seneden beri, Kadıköy'de, Maraşta ilk okulunda tanıdığını başka kör arkadaşı Fatih, onun gibi Antakya bölgesinden birisi ile oturuyor.

Yusuf başka görme engelli arkadaşı Fatih ile memlekete giderken

Yusuf başka görme engelli arkadaşı Fatih ile memlekete giderken

Goalball kulübünde maçlara ve turnuvalara katılıyor, en sonunda Milli takıma giriyor ve orada 7 ağustos 2005'te, Colorado'da Dünya Gençler Şampiyonunda 3ncü oluyorlar. Daha sonra, özel turnuvalar için Bulgaristan'a, İngiltere'ye, Arabistan'a, Lituanya'ya, Belçika'ya gidiyor.

 

Sonra, takımı Avrupa Şampiyon takımlarında C grubuna giriyor, daha sonra B grubuna. İki sene sonra A grubuna yükseliyor ve hâlen A grubundadır. 2012'de Londra Paralimpik Oyunlarında, 3. oluyorlar. Sonra, Yusuf yavaş yavaş Milli Takımı bırakmıya karar veriyor çünkü çok yorucu ama A grubundan düşmemek üzere hâla kulübünde oynuyor.

27 Mart 2011, Yusuf İstanbul goalball takımıyla

27 Mart 2011, Yusuf İstanbul goalball takımıyla

Ayrıca, ilk okuldan beri futbol da oynuyor ; kulübünde 2006 yılında kurulan ekibe defansör olarak giriyor, hobi olarak oynamak için. Sonra takım kuruluyor futbol da da Türkiye'de Şampiyonasına katılmaya başlıyorlar. Dönem dönem, Türkiye Milli Futbol Takımında oynuyor ve hazıran 2015 yılında bırakıyor.

 

2014 yılında İstanbul Üniversitesinde 4 yıllık “Spor yönetimi” bölümünde eğitim almaya karar verdi ve şu anda ikinci sınıfta. Fakat mezun olduktan sonra, spor öğretmenliği yapamaz çünkü bir görme engelli başka görme engellilere öğretmen olamaz. Aynı zamanda Gençlik Spor Kadıköy İl Müdürlüğünde memur ve üniversite bitince yönetim bölümüne girebilir, işinde yükselmek için şeflik ve müdürlük sinavlarına girebilir.

21 Mart 2015, Yusuf TC Futbol Milli Takımıyla

21 Mart 2015, Yusuf TC Futbol Milli Takımıyla

 

Tüm çalışma, spor ve okul hayatı harıcinde, aralık 2013'ten hazıran 2014'e yadar, Yusuf, Gayrettepe metro durakta olan “Karanlıkta diyalog” sergisi için rehberlik yapıyor ve şu anda hafta sonları yine de orda çalışıyor.

 

Bu rehberli ziyaret esnasında, bir görme engelli rehber ile en fazla 10 kışılik gruple karanlıkta 1,5 saat boyunca, ellerinde bir kör bastonuyla, İstanbul sokaklarında dolaşıyor. Bu çok enteresan gezi esnasında rehber gün içinde etrafı öyle keşfeder bu - öğrencilere de açıktır – ve katılanlara görmeden başka duyuları daha fazla kullanmayı öğrenmek için bir fırsattır.

Yusuf "Karanlıkta diyalog" sergisinin rehbertir

Yusuf "Karanlıkta diyalog" sergisinin rehbertir

Psikolojik olarak, görmekten görmemeye geçişi henüz çocuk olduğu için kolay kabul etti ve bu onun için herhangi bir sorun teşkil etmedi. Ailesi destek oldu onu eve kapatmadı, oğlum dışarı çıkmasın demedi ayağına bir şey takılır, düşer, kafasını gözünü kırar, falan diye düşünmedi için ve ailesi onu böyle dışarı rahat bıraktığı için kısa bir dönemde öz güven kazandı, çünkü daha küçükken kör olduktan sonra bildiği çevreleri ve yaşadığı yerleri hatırladı ve gezebildi, sorun yoktu. Ama eğer 20-25 yaşın olduktan sonra kör olsaydı, psikolojik olarak, bayağı bir problem olurdu ona göre. Çünkü körler, ilerleyen bir yaştan sonra kör oldukları zaman, bunu psikolojik olarak daha zor kabul ediyorlar, rehabilite etmek ve psikolojik bir eğitim almak gerekiyor.

 

İstanbul'da Asya tarafında Yusuf’un üye olduğu ve 1974 yılında kurulmuş olan Türkiye Görme Engelliler Derneği var. Derneğin 7-8 şubesi var ülkede (Muğla, Kahramanmaraş, Gaziantep, Batman, Mersin, Balıkesir, Çanakkale,...).

 

Bu dernek, körlerin bir çatısıdır, bir örgüttür. Körlerin bütün sosyal hakları, bütün ihtiyaçları karşılanmaya çalışılan bir organizasyondur. Yusuf’un spor kulübü de orada, oraya bağlı. Orada aktiviteler oluyor, piknikler, eğlenceler, söyleşiler, gören üniversite öğrencileri de gönüllü olarak oraya gidiyorlar ve ders çalıştırıyorlar.

 

Başka önemli bir dernek görme engelliler ile ve için çalışıyor, Ankara'da merkezi olan “Altı Nokta” ve Türkiye'de 40 şehirde yakın şubeler var. Türkiye'de 800 000 civarında görme engelli var.

İstanbul'da görme engelli Yusuf

İstanbul'da görme engelli Yusuf

Birçok körler telefon santralarında yada bir bilgisayar önünde çalışıyorlar, bazıları avukattır. Yusuf'un bilgisine göre, çok az görme engelli işsizdir.

 

07/02/2014 tarihinde, bir kanun EKPSS “Engelli Kamu Personel Seçme Sınavı Ve Engellilerin Devlet Memurluğuna Alınmaları Hakkında Yönetmelik” oluşturdu. Önceden bir engelli Devlet memuru olmak istediği zaman, KPSS sınavlarını geçmek zorundaydı.

 

Spor konusunda 7 mart 2000 yılında Türkiye Görme Engelliler Spor Federasyonu kuruldu http://www.gesf.org.tr/ ve Milli Takımları özel turnuvalarda ülkelerinin renklerini savunuyorlar. Bir kör yada başka bir engelli insan başarılı oluyorsa kesinlikte boşta kalmaz ve devlet ona destek verir. Goalball ve futboldan başka atletizmde, judoda, halterde, yüzmede ve satrançta en yüksek derecelerde görme engelliler bulunuyor.

 

Yusuf için, trafiğe ve kalabalığa rağmen İstanbul'da yaşamak kolay. Bu şehri seviyor özelikle yaşadığı Kadıköy semtini. Başı şehrin bütün gürültüsünden ağrıdığı zaman, sessiz ve arabasız olan sahile oturmaya ve dinlemeye geliyor.

 

İstanbul'da, trafik ışıkları giderek ses bantları ile ekipe oldu, böylece görme engelliler ne zaman geçebileceklerini ve onlar için ne kadar süre kaldığını biliyorlar. Eğer oturduğu mahallede yoksa, sadece 153 çağrı merkezini arayıp belirtmek gerekiyor ve problem bir hafta – 15 gün içerisinde çözülüyor.

İstanbul'da görme engelli Yusuf Kadıköy sokaklarında

İstanbul'da görme engelli Yusuf Kadıköy sokaklarında

İstanbul'da, görme engelliler için toplu taşıma ve tüm ülkede de trenler ücretsiz. THY onlara % 20 indirim veriyor. Metro duraklarına ve havalımanlarına geçişi ve caddelerde bazen sarı çizgi rehberlikleri körlerin bastonlarla ulaşımını kolaylaştırıyor.

 

Anadolu'da Eskişehir, hem engelliler hem de görme engelliler için, ortalama üstü teçhizatlar ve yapılarla donandı.

 

Marmara Üniversitesi santralında çalışan ve Görme Engelli Dernek aktif üyesi hem okuldan ve hem de şu anda yanında oturan arkadaşı Fatih, 2015 eylül ayında bir kör genç bayanla nişanlandı ve bu sene evlenmeyi düşünüyor. Yusuf aynı durumda değil, eğer bu zeki, enerjik ve umut verici kısmeti olan genç adamı kabul eden bir bayan bulursa, evlenmeyi evlenmek için değil ama mutlu olmak için istiyor.

 

Onun için, eğer evlenecek olursa, bu gören bir bayan ile olmak zorunda çünkü çocukların eğitimi baba ve anne görme engelliyse çok farklı olacak. Olur ki bazen hiçbiri çocuğun sorularına görülene göre cevap veremez. Eğer anne ve baba kör olursa, bazen tanıdıklar gibi, onların çocuğu kendi çevreye kapatıyorlar ve ona görme engelliler refleks iletiyorlar, mesela dokunarak nasıl bir bardak yakalanır, yada nasıl dolaşılır, ve çocuk bir kör gibi yaşıyor, gören biri gibi değil. O yüzden iki kör arası evlenmeye şahsen karşı çıkıyor... onun en yakın dostu bu durumda olsa bile.

 

Gündelik hayatta, bir kör kulaklarını gözleri gibi kullanır. Ses daha yüksel gelir körler için ve yolda yürürken etrafında çok gürültü ses varsa, yürüyemez, dengesi bozulur. Nereye gideceğini duyamaz, algılayamaz. Ya gürültü azalana kadar beklemesi lazım ya da daha yavaş gitmesi, çünkü sürekli sesler içindedir ve bir şey duymak zorundadır. Duyarak yürürler, yaşarlar... Körler için duymak görmek gibidir.

"Karanlıkta diyalog" sergisinde Yusuf ile başka rehber arkadaşı Engin

"Karanlıkta diyalog" sergisinde Yusuf ile başka rehber arkadaşı Engin

Görme engelliler bilgisayarları, telefonları ve sosyal medyaları hemen hemen sizin ve benim gibi kolay kullanıyorlar. Bu nedenle, tüm Apple telefonlarda Voice Over uygulaması var. Android'te, benzer bir uygulama yüklemek gerekir ama görünüşe göre daha az başarılı. Joyce programı bilgisayarları ekipe ediyor.

 

Yusuf tarafından yapılan bu gösteriler daha ziyade bir örnektir. Yayınların okunması, FB'ta gönderen mesajlardan yorumlarını yada cevaplarını ayarlamak ve I Phone genel farklı fonksiyonlarına dönüş ya dijital klavye ya da ses ile hemen hemen daha hızlıdır.

Görme engelli Yusuf

Görme engelli Yusuf

Yusuf, Boğaziçi Üniversitesinde, körler alfabesi yada ses ile GETEM kütüphanesinin üyesidir. Ya da orada telefonundan veya bilgisayarından, çok kolayca bir dergi ya da bir kitap okuyabilir, alan eğitimi için gereken evrakları ya da bilgileri alabilir, vs... Aynı zamanda, GETEM sayesinde, ses ile anlatılan filmlerin aksiyonlarını izleyebilir.

 

İşinde yükselebilmek için Üniversite eğitimini bitirmek Yusuf'un şahsi hedefidir. Belki seneye bir Erasmus yapabilecek. Zaman zaman bir başka arkadaşı ile – gören yada görmeyen - iş kurmayı düşünüyor.

 

Yusuf kalıbının içinde kendisini iyi hissetmektedir ve bir görme engellinin, engelliliğini kabul ettiği zaman yaşamında başarılı olabileceğini herkese göstermek için güzel bir örnektir.

 

Karanlıkta diyalog, Gayrettepe metro durağında http://www.dialogistanbul.com/

Biletler Biletix veya yerinde alınır

Ziyaret saatleri hergün 9.30'tan 20'ye kadar

Cumartesi ve pazar günleri, saat 14, 16 et 18'deki seansları ingilizce turlarıdır.

 

Burası tıklayarak, fransızca versiyonu okuyabilirsiniz.

Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Portre
commenter cet article

Présentation

  • : Le blog de bretzeldensimitlere.over-blog.com
  • Le blog de bretzeldensimitlere.over-blog.com
  • : On üç senedir Istanbul'daki oturan bir fransızım ve artık İstanbuluyum !
  • Contact

Recherche

Catégories

Liens