Overblog
Suivre ce blog Administration + Créer mon blog
16 janvier 2022 7 16 /01 /janvier /2022 02:37

 

Bu metni 10 Ocak 2022 tarihinde Sat 7 sitesinde yayınlandı.

 

Fransızca versiyonu okumak için, buraya tıklayın.

 

İtalya'dan 8 Mart 1995 tarihinde, 1910 yılında inşaa edilen Aziz Pavlus Kilisesi’nde yaşamak için Konya’ya gelen Rahibeler Isabella ve Serena 27 yıl boyunca hizmet verdikten sonra Türkiye’den ayrılıyor. 

Soldan sağa Rahibeler Serena ve Isabella, İzmir Polikarp Kilisesi’nde

 

Topluluklarının ismi olan Dirilmiş İsa Kardeşliği - Fraternità Gesù Risorto - 15 Ağustos 1977’de İtalya Trento Bölgesi’nde San Lorenzo Dorsino adında küçük bir köyde Trento'daki Episkopos tarafından takdis edilerek kuruldu. "Nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanırsa, ben de orada aralarındayım." (Mt 18,20) İsa'nın Sözü, iki peder Vigilio Covi ve Fiorenzo Soraruf’un yüreklerinde İsa'nın mevcudiyetine somut bir yer sunma arzusunu uyandırmıştı, beraber yaşamak ve ikamet etmek istediler. Cemaatin hikayesi böyle başladı ve Peder Vigilio Covi artık cemaatin Başrahibi’dir.

 

1935 yılına kadar Konya’da Asompsyonistler Augustinus Cemaati’nin Rahipleri vardı. Daha sonra, ayda bir, Ankara’dan Ayin kutlamak için bir rahip gelmeye devam etti. Rahibeler İsabella ve Serena göreve başladıktan sonra, Ankara’dan en azından ayda bir kez bir rahip geliyor. 

 

Konya Aziz Pavlus Kilisesi

 

Neden geldiniz, gelmenizin amacı neydi diye soru sorarken, Rahibe İsabella şu şekilde cevaplıyor: “Özellikle teşekkür etmek için Konya’ya geldik, çünkü bölgemizde Trento’da Hristiyan imanı Azizler Sisinnio, Martirio ve Alessandro aracılığıyla Kapadokya’dan, önce Milano’ya sonra da Trento’ya geldi. Orada Mesih İsa’yı tanıttılar ve 397 yılında öldürüldüler. Bunun için biz onların memleketini seviyorduk. O zaman onların geldikleri yerde onların bize getirdikleri imanı yaşamayı teşekkür etmek için diledik.”

 

Rahibe Serena: “Konya'da yaşamak kolay oldu, çünkü gerçekten her gün görebildik ki İsa bizimle, aramızda bize yardım ediyordu ve yol gösteriyordu. Her günü O’nun ellerinden alabildik. O’na her zaman teşekkür ediyoruz” diyor.

 

“Konya’da Hristiyanlar sadece birkaç kişi, diğerleri farklı inançtan, onların yanında yaşıyoruz. Örneğin komşularımızla güzel ilişkilerimiz var, biz de iyi olmak için çalıştık ve birkaç aile ile tanıştık ve arkadaş olduk. Başlangıçta Türkçe hiç bilmiyorduk, bize insanlar yardımcı oldular. Aynı zamanda, Konya’da Mevlâna yaşadı, çok açık sevgi dolu bir düşüncesi var. Mevlâna’nın 22. Kuşak Torunu Esin Çelebi Bayru ile daima sevgi birliği içindeyiz. Zaman zaman telefonlaşıyoruz, bayramlaşıyoruz. Son Noel Bayramı’nda kilisemize geldi. Üstteki tüm sebeplerden dolayı Konya’dan özlemle ayrılıyoruz. Seve seve biz de artık Konyalı oldukdiye Rahibe İsabella anlatıyor.

 

Soldan sağa Rahibe Serena, Hz. Mevlâna’nın 22. Kuşak Torunu Esin Çelebi Bayru ve İtalya’dan Dirilmiş İsa Kardeşliği Cemaati'nden gelen Rahibe Lidia

 

Konya'daki Türk cemaatin genel olarak çok az olduğunu ama 27 sene içerisinde çok Iraklı Keldani mültecinin Konya’da kaldığını belirten Rahibeler, şimdilik bu son 7-8 yıldır özellikle öğrenci veya çalışan olarak burada bulunan Afrikalıların yaşadığını söyledi. Birkaç İranlının da burada yaşadığını ama sayıca az olduklarını belirttiler. Ayrıca, Afrika’dan çok çeşitli uyruklardan (Kongo, Nigeria, vs.) insanların her pazar günü 25-30 kişi kadar kiliseye geldiğini, her pazar ayin olmasa da bir dua toplantısının yapıldığını ve büyük bayramlarda daha fazla olduklarını vurguladılar. 

 

“Yerinize bir tarikat gelecek mi yoksa Aziz Pavlus Kilisesi boş mu kalacak?” sorusuna: “Konya Kilisesi İzmir Başepiskoposluğu’na bağlı olduğu için, onlar düşündüler ve hazırlık yaptılar. Bizden sonra bir kişi gelecek, Maria Grazia. Öyle ki şimdilik kilise boş kalmayacak, Rab’be şükredelim. Kilise açık kalacağı için mutluyuz yoksa gitmeyecektik.” diyen Rahibe Serena bunu gülerek söylüyor.

 

Hz. Mevlâna’nın 22. Kuşak Torunu Esin Çelebi Bayru Konya Kilisesi’nde 2021 Noel Bayramı’na katıldı - Maria Grazia ile

 

Daha önce Ankara’da yaşayan Adanmış Bakire Birliği’nden (Ordo Virginum) Maria Grazia Zambon, Rahibeler İsabella ve Serena’nın yerini alacak. Kendisi “Fidei donum” - bir episkoposluktan başka bir episkoposluğa dini bir görevlinin armağan edilmesi - ile İtalya Milano Episkoposluğu’na bağlıdır.

 

“Türkiye’den ayrılmadan önce neden İzmir’e geldiniz?” sorusuna karşılık Rahibe İsabella şöyle anlatıyor: “Yarın 6 Ocak Meryem Ana Evi’nde Mesih İsa’ya şükredeceğiz çünkü 7 Mart 1995’te Konya’ya gitmeden önce orada, o zamanki İzmir Başepiskoposu Mons. Bernardini bizi Konya’da başlamamız için takdis etmişti. Bu yüzden şimdi bitirmek için, aynı yerde Rab’be şükretmek için Meryem Ana’ya gidiyoruz.”

Meryem Ana Evi, 6 Ocak 2022 tarihinde Rahibeler Isabella ve Serena’nın son ziyareti - yanında pederler Vigilio Covi ve Fiorenzo Soraruf ve Maria Grazia

 

Rahibeler 9 Ocak Pazar Günü saat 12’de kendi cemaati ile birlikte, arkadaşlarını selamlamak ve özellikle Rab’be şükretmek için veda ayini kutladılar. İzmir Başepiskoposluğu’nun Genel Vekili Peder Felianus Dogon Ayin’i yönetilirken, İzmir Başepiskoposluğu’nun Şansölyesi - Özel Kalem Müdürü - Peder Alessandro Amprino, Episkoposluğun Diyakonu Nikola da törene eşlik ettiler. 

 

Konya Aziz Pavlus Kilisesi, Rahibeler Isabella ve Serena’nın 9 Ocak 2022'de Veda Ayin’inde

 

10 Ocak Pazartesi sabah Konya Meram ilçe sınırları içerisinde yer almakta olan Aziz Pavlus (St. Paul) Kilisesi Rahibeleri İsabella ve Serena ve beraberlerindeki Peder Felianus, Peder Alessandro Amprino ve Maria Grazia Zambon İlçe Müftülüğüne veda ziyaretinde bulundular. Ziyaretten son derece memnun olduğunu ifade eden İlçe Müftüsü Zekeriya Koçak heyete anlamlı ziyaretleri için teşekkür etti ve İtalya’da yeni görevlerinde kolaylıklar diledi. Aynı zamanda yeni atanan Maria Grazia’ya da başarı temennisinde bulundu. 

 

Soldan sağa Maria Grazia, Rahibe İsabella, Rahibe Serena, Peder Alessandro Amprino, Konya Meram İlçesi'nin Müftüsü Zekeriya Koçak, Müftü Yardımcısı ve Peder Felianus - Foto kredit Meram Müftülüğü

 

Rahibeler Isabella ve Serena, 16 Ocak 2022 Pazar günü İtalya’daki Cemaatlerine dönecekler ve orada yaşacaklar.

 

Güzel görüşmemizi bitirirken Rahibe İsabella elini kalbine koyarak:“Türkiye ve Konya yüreğimizde kalacak!” dedi.

Partager cet article
Repost0
21 décembre 2021 2 21 /12 /décembre /2021 10:35

 

Bu metni 20 Aralık 2021 tarihinde Sat 7 sitesinde yayınlandı.

 

Bu soğuk ve yağmurlu 18 Aralık Cumartesi günü, İstanbul Kutsal Ruh Katedrali kargaşa içindeydi. Nitekim sonuncusu yedi yıl önce Papa Françesko’nun da dahil olmak üzere birçok papalık ziyareti alan bu yer, 7 Aralık'ta Ariano Irpino'da (İtalya) İstanbul Episkoposu olarak kutsanan Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun çobanlık hizmetine başlama merasimi gerçekleştirildi.

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi

 

Merasimde, Katedral’in Rektörü Peder Nicola Masedu, hürmet göstergesi olarak yeni Episkopos’a bir haç sundu. Bu jest, onun sürüsü için açı çeken ve ölen Mesih ile ilişkisinin bir hatırlatıcısıdır. Ardından, Mons. Massimiliano, kutsal su ile kendisini ve sonra tüm katılımcıları, İzmir Emekli Başepiskoposu ve akabinde İstanbul Havarisel Yöneticisi Mons. Lorenzo Piretto, İzmir Başepiskoposu Mons. Martin Kmetec, Anadolu Episkoposu Mons. Paolo Bizzeti, Vatikan’ın Türkiye Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı Mons. Walter Erbi, İtalya’dan gelen Ariano Irpino – Lacedonia Episkoposu Mons. Sergio Melillo ve Napoli Episkoposu Mons. Michele Autuoro, Türkiye Ermeni Katolik Apostolik Yöneticisi Başepiskopos Mons. Levon Zekiyan, Türkiye Keldanileri’nin Başepiskoposu Mons. Ramzi Garmou ve Türkiye Süryani Katolik Korepiskoposu Mons. Orhan Çanlı refakatlerinde kutsadı.

 

Bu, Episkoposun ve inananların inançta paylaştığı temel bağın simgesi olan vaftiz gizeminin bir göstergesidir.

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi Töreni'nde Haç Sunumu

 

Ardından Mons. Massimiliano İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yetkilisini, İstanbul Valiliği Uluslararası İlişkiler Temsilcisini, Fransa'nın Türkiye Büyükelçisi Hervé Magro’yu, Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye Büyükelçiliği Yetkilisini, Amerika Birleşik Devletleri'nin İstanbul Başkonsolosu Daria Darnell’i, İstanbul Alman Başkonsolosu Johannes Regenbrecht’i, İstanbul Polonya Başkonsolosu Dariusz Gumieniczek’i, İstanbul İtalyan Konsolosu Irène Pastorino Olmi’yi, İtalya’da on bir yıl süresince pederliğini üstlendiği mahalli kilisenin yer aldığı San Nicola Baronia’nın Belediye Başkanı’nı selamladı. 

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi Töreni'nde Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye Büyükelçilik Yetkilisi ve İstanbul Başkonsolosu, Fransa'nın Türkiye Büyükelçisi, İstanbul Alman Başkonsolosu, İstanbul İtalyan Konsolosu, İstanbul Polonya Başkonsolosu ve İtalya'da 11 yıl süresince pederliğini yaptığı mahalli kilisenin yer aldığı San Nicola Baronia'nın Belediye Başkanı diğerleri arasında İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi'ne katıldılar.

 

Daha sonra Efkaristiya Şapeli’nde kısa bir süre hürmetle diz çöktükten sonra, kutsal Efkaristiya Ayini’ne has cübbeleri giydi.

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi Töreni'nde

 

Kutsal Ayin giriş ilahisi ve tören alayı ile başladı. Hoşgeldiniz konuşmasında Havarisel Yönetici olarak Başepiskopos Monsenyör Lorenzo ilk olarak, merasime teşrif eden din adamlarını selamladı. Özellikle Fener Rum Ekümenik Patriği I. Bartholomeos, Türkiye Ermeni Kadasetli Patriğı Sahak II, İstanbul-Ankara Süryani Kadim Metropoliti Mons. Yusuf Çetin, Katolik Episkoposlar Kurulu Başkanı olarak Mons. Martin Kmetec, emekli İstanbul Episkoposu Mons. Louis Pelâtre, Türkiye Hahambaşılığı’ndan ve İstanbul Müftülüğü’nden temsilciler, İtalya'dan gelen 2 Episkopos’un yanı sıra 16 rahip, Episkopos Massimiliano'nun uzun yıllar İzmir ve Trabzon'da çalıştığı rahipler ve laiklerden oluşan delegasyonlar, Ankara’dan ve elbette İstanbul’un dört bir yanından gelen rahipler, rahibeler, Hristiyan cemaatlerinin sorumluları ve üyelerine selamını sundu. Ardından, idari yetkilileri ve diplomatları selamladıktan sonra Mons. Massimiliano Palinuro’ya büyük bir sevinçle hoş geldiniz dedi. 

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi Töreni'nde Başepiskopos Monsenyör Lorenzo Piretto Tarafından Hoşgeldiniz Konuşması

 

Bir sene önce, 22 Aralık’ta Covid nedeniyle İstanbul Latin Katolik Ruhani Reisi Mons. Rubén Tierrablanca’nın vefat ettiğini ve de Havarisel vekili olarak Giuseppe Roncalli’nin de bu evde 10 yıl yaşadığını hatırlattı. Kendisi daha sonra, 23. Yuhanna adı ile 1958 yılında Papa oldu. 

 

Ardından söz, Vatikan’ın Türkiye Büyükelçiliği temsilcisi olarak, 14 Eylül'de Papa Françesko tarafından ilan edilen yeni İstanbul Episkoposu atanmasını hatırlatan Mons. Walter Erbil'e verildi.

Peder Lucian Abalintoaiei kilisede bulunan herkese Havarisel Mektubu gösterdi ve Kutsal Ruh Katedrali’nin Rektörü P. Nicola Masedu tarafından okundu.

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi Töreni'nde Peder Lucian Abalintoaiei tarafından gösterilen Havarisel Mektup

 

Havarisel Mektup okunduktan sonra, yeni Episkopos, Monsenyör Lorenzo tarafından katedrasına, yani makamına oturmaya davet edildi. “Katedra”, episkoposun belirli bir Kilisedeki öğretmenlik görevinin ve pastoral hizmetinin bir işaretidir. Havarisel Yönetici olarak Mons. Piretto daha sonra çobanlık asasını yeni Episkopos’a sundu ve teslim etti. Çobanlık asası kadim olması sebebiyle (ilk defa beşinci yüzyılda olmak üzere altıncı yüzyıldan itibaren yaygın olarak kullanıla gelmiştir) episkoposun diğer nişanlarının üstünde olup, başlıca görevlerinden bilmek ve ilgilenmek, liderlik ve rehberlik, sürüyü korumak ve kusurları düzeltmek görevlerini sembolize eder. 

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi Töreni'nde Monsenyör Lrenzo Piretto tarafından verilen Çobanlık Asası

 

Uygun bir ilahi eşliginde Mons. Massimiliano, diyosezen rahiplerin, din adamlarının, rahibe ve diğer adanmışların temsilcileri ile inananlar tarafından selamlandı. Bu jest, Allah halkının episkoposluğun baş çobanına göstermesi gereken saygı ve itaatin bir ifadesidir.

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi Töreni'nde, diyosezin din adamlarının selamlaması

 

Kutsal Efkaristiya kutlaması, yeni Episkopos’un başkanlığında olağan şekilde devam etti. Verdiği vaazında, diğer yandan: “Allah’ı kalplerimizde taşıdığımızda kardeşlerimizin acılarına ve sızlanmalarına kayıtsız kalamayız. Gerçek iman bizi sevgiye ve hizmete yöneltir. Bünyesinde insan sevgisi barındırmayan bir inancın, kolaylıkla tehlikeli bir ideolojiye dönüşmesi kaçınılmazdır. Oysa, eğer kalplerimizde Allah’ı taşırsak, O bizleri varsayılan kesinliklerimizin dışına çıkartarak diğer insanlara doğru, yola koyulmaya teşvik eder ve bizzat kendisi her insanın yoldaşı olur…

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi Töreni'nde yeni Episkopos tarafından verilen Vaazı ve Konuşması

 

İstanbul’daki küçük Katolik cemaatimiz, Meryem’in izinden giderek, acı çekenlerin yoldaşı olmak için onlara doğru yola koyulmaya çağrılmıştır… Cemaatimiz sahne ışıkları altında olmak istemiyor. Kendisine düşmeyen bir gösterişin peşinde değildir. Dünyasal onurları amaçlamıyor. Meryem gibi bizler de her insanın neşesine ve kurtuluşuna katkıda bulunmaktan başka bir şey arzulamıyoruz.

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro

 

Kısa bir süre evvel, Papa Hazretleri Françesko Orta Doğu’daki Katolik cemaatlerini maya gibi olmaya çağırdı. Her ne kadar – tıpkı bir maya misali - sayısal anlamda küçük olsak da somut bir sevginin tanıkları olarak barışçıl ve dayanışmacı bir toplumun inşasına önemli bir katkı sunma olasılığımız var.

Sevgili kardeşlerim, sevginin ivediliği ile yüreklendirilmiş biçimde birlikte yürümeliyiz. İstanbul Katolik Cemaati birçok ruhsal armağanın ve meyve veren çabaların zenginliğine sahiptir. Saygıdeğer seleflerim merhum Monsenyör Antoine Marovitch ve merhum Monsenyör Ruben Tierrablanca’nın ve ondan evvel sevgili Monsenyör Louis Pelâtre’ın yaptıkları cömert çalışmaların kesintisiz devamı mahiyetinde tüm gücümüzü bu kıymetli İstanbul’un ve burada yaşayan hemşerilerimizin hizmetine sunmayı arzu ediyoruz.” dedi.

Vaazı bittikten sonra, merasimde hazır bulunan Rum ve Ermeni Patrikler’e, Süryani Metropolit’e, Türkiye Musevi Cemaati Hahambaşı’na, Luteryen ve Protestan Kiliselere, vs. özel teşekkür etmek istedi.

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi Töreni'nde Türkiye Ermeni Kadasetli Patriğı Sahak II ve diğer katılan yetkililer

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Havarisel Vekili Monsenyör Massimiliano Palinuro'nun Çobanlık Hizmetine Başlama Merasimi Töreni'nde Fener Rum Ekümenik Patriği I. Bartholomeos ve diğer katılan yetkililer

 

Tören bitmeden önce, Kadasetli Sahak II ve Patrik Hz I. Bartholomeos kısaca söz aldılar hem bu hizmete başlama merasimi sevinci ifade etmek hem de herkesin iyiliği için birlikte çalışma isteklerini teyit etmek için.

Sent Antuan Kilisesi’nin Başrahibi Iosif Robu tarafından yönetilen Katedral korosu ve P. Simon Harting orgda bu çok özel törene güzel bir şekilde renk kattı. Ayin sonunda, tüm katılımcılar birbiri ardına yeni Episkoposu tebrik ettiler… ve onunla fotoğraf çektirdiler. Salgından dolayı herkese bir ikram paketi verildi.

 

Partager cet article
Repost0
5 octobre 2021 2 05 /10 /octobre /2021 03:30

 

Fransızca versiyonu www.dubretzelausimit.com sitesinde 27 Eylül 2021 tarihinde ve lepetitjournal.com d'Istanbul  elektronik gazetesinde aynı gün yayınlandı

 

Bölgenin zengin tarım arazilerinin ortasında bir Ege bölgesinde İzmir in ilçesi olan Tire belediye binasına sadece birkaç yüz metre mesafede bulunan Alay Park'ta, biraz özel bir zemin özellikle hafta sonları, bu halka açık bahçedeki kafenin düzenli müşterilerini cezbetmektedir.

 

Aslında, bu beylerin karambol oynadıkları yer, 2006 yılında belediyenin parkı yenilemesi ve eski ve özgün oyun alanının değiştirilmesi sırasında yaptığı 4 mx 12 m boyutlarındaki iki dikdörtgen mekandan biri üzerindedir. Bu oyun hem Fransa’nın Güney Bölgesi’nde ünlü petank oyunu hem de bilardoya benziyor, ancak bir istaka ile değil, parmaklarınızla yerde atılır. Bununla birlikte, kökenleri çok daha eski ve daha uzakta.

 

Karambol alanı - Tire, Alay parkı (Ege bölgesi)

 

Aslında, Türkiye'de karambol oyunu oynanan tek şehir Tire'dir. Anlaşılan, Sultan II. Beyazıt döneminde 1492'de İspanya'dan, 1497'de Portekiz'den sürgün edilen ve Tire'ye yerleşmek için gelen ve doğum günü pastası geleneği olarak onu yanlarında getiren Sefarad Yahudileriydi...

 

 

1930'ların sonlarında, kente 1937 yılında gelen ve parkın kuruluşunun kökeni olan 39. Piyade Alayı'nın adını taşıyan Alay Parkı, Musevilerin ve Müslümanların yaşadığı çok popüler ve canlı bir eğlence yeriydi. Tire'de birlikte eğlendiler, müzik dinlediler ve dans ettiler.

 

Tire, Alay Parkı’nın bir Girişi (Ege bölgesi)

 

1950'de Yahudi ailelerin ayrılmasından sonra, o zamanın genç sakinleri karambol oyununun sıkı takipçileri oldular. Eskiden şehirdeki hemen hemen her kafe bahçesinde bu hobinin tadını çıkarabileceğin bir alan vardı.
 

Karambol nasıl oynanır?

 

Her oyuncu karambol meşesi adı verilen parlayan şimşir ağaçtan bir top kullanır - kadife bez ile silindiği için zaman ile bu meseler cilalanmış gibi parlar - ve yerde lek adı verilen yaklaşık 6 cm yüksekliğinde silindir şeklinde oyulmuş 4 adet lek dizilir. Oyunu kazanmak için ya 4 leke vurarak ya da yada rakibin meşesini vurursanız rakipleri eleyerek, 8 puan almanız gerekir.

 

Lek, karambol oyununda ulaşılacak hedef, Tire ( Ege bölgesi)

 

Diyelim ki bir numaralı katılımcı bir lek vurur, ancak rakibi birinci oyuncunun karambol meşesini vurdu, ilk olan kişi oyun dışı kalır ve onun vurduğu lek ilk kazancı nihayetinde rakibine gider.

 

Haberdar olmayan biri için şut çekme şekli çok orijinal görünüyor. Ama pratikle, tabii ki, bu her şeyi değiştirir! Oyunun kuralları, geçen seyircinin - ya da gazetecinin - özümsediği zaman, aynı sürpriz etkisine neden olur… Her oyuncunun kendine özgü bir atış sitili vardır. Ama genellikle ve yaygın olarak kullanılan atış stili tiski diye tabir edilen atıştır. 

 

Karambol oynamak için parmakların benzersiz bir durumu (Tire, Ege bölgesi)

 

Ortalama olarak, oyuncular çok yetenekliyse bir oyun 30 ile 45 dakika, diğerleri için yaklaşık 1 saat sürer. Bireysel veya 2'şer kişilik takımlar halinde ve sırayla her atışta oynanır. Katılımcı topuyla bir lek'e vurduğu sürece oynamaya devam eder ancak puan kazanmaz!

 

Karambolcu Murat, (Tire, Ege bölgesi)

 

Turnuvalardaki final maçlarında, takımlar veya yarışmacılar 7 sayı berabere kalırsa 3 sayılık uzatmaya geçilir ve 3 sayı alan kişi ve ortaklar maçın ( oyunun ) galibi olur. Les prolongations à 3 points commencent et le joueur ou l’équipe qui marque 3 points est le vainqueur du jeu.

 

 

Tire kültürünün ayrılmaz bir parçası olan Karambol


 

15-16 yaşından beri karambol oynanan 75 yaşındaki Ahmet, geçtiğimiz Temmuz Ayında bir öğleden sonra bir arkadaşıyla oynadığı oyun sırasında şunları anlatıyor: “Daha büyük çocuklar, amcalar ve liderler oyun hakkındaki bilgilerini bana ve diğer arkadaşlarıma aktardı.

 

Biz de bunu gençlerimize aktarıyoruz ve onlara örnek oluyoruz. Karambol kültürümüzün bir parçasıdır ve şimdi bir turnuva düzenlersek en azından eski kurallara göre oyuna devam eden 50 katılımcının isimlerini kaydedebiliriz.” Ahmet, birkaç yıl önce turnuvalarda birincilik ve ikincilik ödülü ile, bir plaket de dahil olmak üzere, birkaç kupa kazandı.

 

75 yaşında olan Ahmet, 60 yıllık karambolcu (Tire, Ege bölgesi)

 

Hem dama piyonları hem de metal şişe kapaklarıyla süslenmiş görünüşte tarihli bir sayaç, sayı almak için alanın bir köşesinde yüksekte asılı duruyor. “Şu anda 7 tane var ve son meşesi attıktan sonra oyun arkadaşım da öyle. Bir beraberlik var ve kazananın kredisine 8 sahip olması gerektiği için, uzatma ile biteceğiz! ” diyor Ahmet.

 

75 yaşındaki ve 60 yıldır Tire'de karambolcu olan Ahmet  sayı sistemi anlatıyor

 

Ertesi sabah, saat 11'de, 2 kişilik takımlar halinde yarışacak 4 mükemmel oyuncuyla randevu var! İşte sol kolunda dövmesi olan siyah t-shirt giyen, çok koyu tenli, sakallı samimi adam olan Murat ve 40 yıldır karambolcu olan, bıyıklı ve beyaz saçlı Faik. Bir de Tire Belediyesi'nde çalışan ve 25 yıldır karambol oynayan Yusuf'un yanı sıra 10 yaşında başlayan ve onu oynayan tuhaf mizahi Heybetullah da var... 43 yıldır oynuyor. Küçükken onu o kadar çok severdi ki, kendini tutkusuna adayabilmek için düzenli olarak okulu asardı.

 

Soldan sağa Faik, Murat, Heybetullah ve Yusuf, dört mükemmel karambol oyuncusu - (Tire, Ege bölgesi)

 

Bu vesileyle, herkes geleneksel Türk çayı ile devam etmeden önce, Alay park kafeteryasında yöreden gelen bir çeşit koruk ikram ediliyor! Atmosfer iyi huylu ve bu sıcak Cuma günü  az sayıda seyirci, şu ya da bu katılımcıya tezahürat yapmak için alanın her iki tarafına yerleşti. Her birinin kendine has, şaka yollu, biraz sinirlenen yorumları var… Kimisi elinde bir bardak çayla oynuyor, kimisi… bir sigara, hatta bazen ikisi birden!

 

Heybetullah, seçkin bir karambolcu - (Tire, Ege bölgesi)

 

Heybetullah ise şöyle anlatıyor: “2007'de o yıl düzenlenen turnuvanın şampiyonu oldum. Bu vesileyle, o yılda gelen heyetin içinde resmi görevliler vardı. Buradaki kişilerden bir kısmı İstanbul ve İzmir konsolosluklarında görevli İsrailliler ve bazı sivil toplum kuruluşlarında görevli İsrail veya Türkiye vatandaşlarından oluşan bir kafileydi. Fakat büyük çoğunluğu Tire’de doğmuş kişiler veya onların çocuklarından oluşan bir nevi turist kafilesiydi bunların çoğu Tire’den İsrail ve diğer Avrupa ülkelerine göç edenlerdir. Hepsi de Karambol'un Tire versiyonunu keşfetmek için meraklıydı. 

 

İspanyollar, gülle ağacı adlı tahta bir topla oynarlar, bizimki şimşir ağacından yapılmıştır. İspanya'da bir daire çiziyorlar, içine metal bir top koyuyorlar ve içinde oynayarak o topa vurmaya çalışırlar. Yani oyun burada biraz farklı. Oluşturmak istediğimiz Uluslararası Federasyon, bu farklı uygulama biçimleri göz önüne alındığında yaratılmamış." 2007'de düzenlenen bir turnuvada en az 64 yarışmacı gördüğünü hatırlıyor.

 

Seyirciler arasında, önceki gün olduğu gibi, 1 saat mesafede Aydın şehirden düzenli olarak oyun oynamaya gelen Alican var.

 

Alican düzenli olarak Aydın'dan Tire'ye karambol oynamak için geliyor


 

Karambol'un Tire'de hala parlak bir geleceği var

 

Ağustos sonu - Eylül 2021 başı, belediye tarafından şehrin kurtuluşunun anılması kapsamında düzenlenen festival haftası için pandeminin başlamasından bu yana ilk kez programa bir karambol turnuvası dahil edildi! 32 oyuncu ile başlayan müsabaka, bireysel oyunlarla eleme yöntemiyle oynandı.

 

Ortasında Tire belediye başkanı Salih Atakan Duran, karambol turnuvasının kazananları ile çevrili, 4 Eylül 2021, Tire ( Ege bölgesi) - fotoğraf kredisi Tire belediyesi

 

Tire'nin kurtuluş yıl dönümü olan 4 Eylül'de, Covid 19 gelmeden önce, yıllık turnuva finalinin şampiyonu belliydi!

 

Bu kültürü yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla, Tire Ticaret Odası'nın desteğiyle şehrin Şehit Albay İbrahim Karaoğlanoğlu Anadolu Lisesi'nin avlusunda 2019 yılı sonunda bir alanı yapıldı. Tecrübeli oyuncular, öğrencilere karambol uygulamasını anlatmak, öğretmek ve onlarla maçlar düzenlemek için buraya gelirler.

 

Ayrıca, Yusuf ve arkadaşları, dernek kurma projesini daha yeni ciddi olarak düşünmeye başlamışlardır; taraflardan biri taslak tüzük yazmakla meşgul. Devamı takip ederiz!


 

Yusuf, bir başka tutuklu karambol oyuncusu - (Tire, Ege bölgesi)

 

  • Değerli yardımları ve bu röportajın hazırlanmasındaki katkıları için sonsuz teşekkürler:
  • Tire Belediye Başkan Yardımcısı Gökhan Hızlı
  • Gökhan Hızlı'nın sekreteri Ayşe
  • Tüm karambol oyuncuları ve özellikle Ahmet, Yusuf, Heybetullah müsaitliklerinden dolayı 
  • Ercan Yıldırım, Şehit Albay İbrahim Karaoğlanoğlu Lisesi Müdür Yardımcısı
  • Yılmaz Göçmen, emekli öğretmen
  • ve beni karambolün varlığıyla tanıştıran Pelin...
Partager cet article
Repost0
18 novembre 2020 3 18 /11 /novembre /2020 00:51

 

Fransızca versiyonu www.dubretzelausimit.com sitesinde 16 Kasım 2020 tarihinde ve SaphirNews elektronik gazetesinde 11 Kasım 2020 tarihinde yayınlandı

 

Yaşlı dünyamız ve üzerinde yaşayan bizler, özellikle bu sene, oldukça zor sınanmalardan geçmekteyiz. İspanyol gribinden bir asır sonra, yeni bir pandemi tüm dünyayı vurdu ve dört bir yanını kasıp kavurdu. Günümüz liderleri, kural tanımaz benlikleri ile güç gösterisi yapmaktadır. 

 

Terör, hoşgörü ve yapıcı diyalog yoksunluğu, kanımca kışkırtıcı karikatürler, cinayetler ve 17 sene İstanbul’da oturduktan sonra, son iki aydır yaşamakta olduğum İzmir’i ve tüm Ege’yi sallayan deprem gibi her türlü afet gündemin ilk sıralarında. Bu haberler, kültürel ve felsefi konular yerine, tüm dünyada yazılı ve sözlü basının en çok “iş yapan” haberleri. Üstelik bu, sosyal medya üzerinden, tarifi zor bir kin ve söylem şeklinde yayılıp beslenerek şiddeti körüklemekte.

 

Doğduğum ülke Fransa ile yaşamayı yeğlediğim ve kimliğini aldığım ülke Türkiye arasında diplomatik ilişkiler bugünlerde çok iyi durumda değil. Oysa bu ilişkiler; 484 yıldır - 1536 yılında Kanuni Sultan Süleyman ve Fransa Kralı 1. Fransuva arasında imzalanmış olan antlaşmadan beri -  tarihin en uzun soluklu diplomatik ilişkisi… Bu durum, her iki taraf için günlük hayatın içinde bir şeyler ifade etmekte midir ? Bence cevap hayır. Bana göre, hem Fransızları hem de Türkleri, başkanlarının çekişmeleri dışında, sağlık şartları ve  ekonomik sorunlar daha çok endişelendiriyor. 

 

Kaygı uyandıran haberlerin çoğalmasını durdurmak

 

Dur, ekranı dondur ! Kanımca, biran önce her birimiz için mutlu olmak ve beraberce uyum içinde yaşamak üzere, sadece endişe veren haberlerin yayılmasını engellemek ve durup, ciddi olarak durumu gözden geçirmenin zamanı.

 

Foto  kredisi SaphirNews

 

Savaşların ve devrimlerin kökeni, çoğunlukla güç çatışmalarına, ekonomik çöküntülere, farklı ırktan, kültürden ve dinden olana hoşgörüsüzlüğün sonucu olmakta. Sonunda herkes mutlu olduğunda sizin, benim gibi gülmekte, mutsuz olduğunda ise yine sizin ve benim gibi ağlamakta…

 

Bence, yalnızca öfke dolu konuşmaları, karşıtlık ve çatışmaları işaret etmek yerine, tüm enerji ve zamanı bu konuları iyi niyetli insanlarla tartışmaya açmak, beraberce fikirleri ortaya koymak acil ve kaçınılmazdır. Açık bir zihni, herkes için felsefi düşünceyi, karşılıklı saygının, hoşgörünün, bizden farklı olanın yaşam tarzını, inançlarını merak etmeyi geliştirmenin zamanı. 

 

Tüm bu değerler, paylaşım ve dayanışma da katıldığında benim gözümde, herkes için faydalı olacaktır. Bilmediğimiz şeyler bizi korkutuyor oysa daha iyi tanımak, bilmek, farklı olandan korkmadan bunu zenginlik olarak içselleştirmemizi sağlıyor.

 

Dengeleri tersine çevirmek, daha güzeli, gerekliyi ve hoş olanı öne çıkarmak, zaten gerilmiş olan sinirleri yatıştırmak üzere olumlu ve besleyici kaynak oluşturur. Olumlu enerjiler bir araya geldikçe,  önce kendimiz, sonra da etrafımız bundan yararlanır. Şimdilik bütün bu iyi niyetler çok dinleyici bulup manşetlere çıkmıyor. Oysa öne çıkarılması gereken nedir ? Egonun gücün beslenmesi mi, şiddet ve kin mi yoksa, bitki örtüsüne ve doğaya saygı ile uyum içinde yaşanan bir dünyanın varlığı mı ?

 

“Nefretin olduğu yere sevgiyi koyuyorum.”

 

Burada, 22 Nisan 2020 tarihinde, İstanbul Latin Katolik Kilisesi Dinler Arası İlişkiler Komitesinin düzenlemiş olduğu etkinlik sırasında, bazı katılımcıların sunumlarından  alıntıları paylaşmak istiyorum.

 

22 Nisan 2020 tarihinde Dinlerararası Dua ve Paylaşım Etkinliği Katılımcılar

 

Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Sayın Hayat Nur Artıran “Tüm insanlar büyük bir ağaca benzer. Ağacın kökü, dalları, yaprakları, çiçeği, meyvesi hiçbiri diğerine benzemez ama ağacın kıymeti de bu farklılıklardan dolayıdır zaten…” Hz. Muhammed Peygamber Efendinin ve Kur’an-ı Kerim Maide sûresi 48. ayeti “Biz hepinize ayrı bir yol, ayrı bir şeriat belirledik. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size verdikleriyle sizi imtihan etmek istiyor. Öyle ise siz sadece iyilik ve güzelliklerde yarışın !” sözlerini hatırlatı. 

 

Mgr Rubén Tierrablanca González katılımcıları, Aziz Fransua’nın şöyle başlayan: “Rab, beni kendi barışın için alet olarak kullan. Nefret olan yerde, ben seveyim. Hakaret edildiğinde, affedeyim. Geçimsizliğin olduğu yerde, aracılık yapayım. Yanılgı olan yerde, gerçeği söyleyeyim…” Barış Duasıyla Rabb'e yönelmeye davet etti. 

 

Hz Mevlânâ'nın 22. Kuşak Torunu ve Uluslarası Mevlâna Vakfı'nın Başkan Vekili Sayın Esin Çelebi Bayru konuşmasını Hz Mevlâna’nın Mesnevi’sinden bu mesaj ile “Bütün peygamberler insanları Yüce Allah’a ulaştırdığı için aralarında fark yoktur. Hepsinin yolu birdir. Eğer yanlışlık varsa bu yolda değil yolda gidenlerdedir.” bitirmek istedi.

 

Dahası ; Yahudi dininin kutsal kitabı Tevrat’taki “Komşunu, kendin gibi seveceksin” söylemi, Eski Ahit’te de yer bulmakta ve günümüzde hiç olmadığı kadar geçerli ve gerekli olduğu görülmektedir.

 

Ve nihayet, sonlandırmak üzere, “I have a dream !” Hayalim, Türkiye’de “barış içinde beraberce yaşamak” üzere, yalnızca en yüksek değer ve kavramların yer aldığı karşılaşma alanları kurabilmek. Artık benim olan bu ülke, öğreti bakımından zengin, çok kültürlü ve yarının temellerinin atılacağı alanın ideal sembolü… Ütopya mı ya da geçekleşebilecek bir rüya mı ? Bunu gelecek gösterecek…

 

Partager cet article
Repost0
11 septembre 2020 5 11 /09 /septembre /2020 03:25

 

Geçen perşembe günü, sabahın erken bir saatinde Orhan Veli Kanık’ın söylediği gibi “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı” diyordum.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı....

 

Cihangir’de geçen 9 senenin ardından, son 8 senedir yaşamakta olduğum Feriköy’de oturduğum binanın yanında parktaki ağaçların üzerinde, güler yüzlü bir martı gürültülü kahkahalar atarken, bana arkadaşlık eden kumrular neşe ile cıvıldıyordu. Mahallenin kedileri ise hala uyumakta.

 

8000 senelik tarihi kalıntıları, hiç durmadan çoğalan ruhsuz gökdelenleri ile yeni görüntüsü  ve o müthiş sabrı ile coşkulu İstanbul gerçekten tek ve unutulmaz. Aynı zamanda, harika zamanlar geçirdiğim Rumeli Feneri gibi ayrılması zor ve saklı köşeler de barındırmakta.

Rumeli Feneri, İstanbul Boğazı'nın Karadeniz tarafında ağzındaki balıkçı köyü

 

Ölçüsüz bir zenginlik ve yoğunlukta hayatımın ikinci evresini yaşadığım 17 yıl boyunca, her yaş ve ortamdan, çeşitli farklı kök, kültür, inanç ve milletten gelen insanların hepsinin simalarının, 15,5 milyon kişinin yaşadığı bu kocaman alana yayılmış olan şehirde olduğu gibi benim kalbimde ve anılarımda da yerleri var.

 

Son iki yıldır, yaşantımın İstanbul’da sona  ermiyeceğinden emindim. Bundan, artık Boğazın üzerinde ki üç köprünün altından akan sular ve zamanla daha da emin oldum.

 

Ege kıyılarında, Türkiye’nin üçüncü büyük kenti ve - yalnızca - 4,3 milyon kişinin yaşadığı, aradaki farkın kusuruna bakmayın… ve İstanbul’dan sonra 2. büyük limanı olan İzmir’e taşınmayı seçtim.

İzmir, Konak meydanı

 

Geçen perşembe günü başlayan hayatın bu döneminde, daha dingin ve yumuşak bir yaşam tarzından esinlendim. daha az gürültülü ve trafik sorununun daha az olduğu...

 

İzmir, Kültür Park

 

İzmir bana uzun zamandır göz kırmakta idi ve her ziyaretimde, bana çoğu tanınmamış olan yeni tarihi alanları, saklı güzellikleri ve tarihi İzmir şehrinde kapalı kapıların ardında yaşayan İzmirli’leri keşfetmeme fırsat sunuyordu. 

 

Ege bölgesinin güzelliği ve tarihi değerleri de adım atmama ve bu kararı almama vesile oldular.

Bouleuterion'dan görünen agoranın bulunduğu Teos'un muhteşem bölgesi İzmir'den arabayla 1 saat

 

Seni unutamam İstanbul ve 17 sene boyunca, her yönü ile bana sundukların için tüm kalbimle sana teşekkür ederim. İzmir’e vardım ve çok memnunum!

 

Çok sevdiğim Türkiye’yi beraberce keşfetmeğe devam ederken, yakında görüşmek üzere!

 

Buraya tıklayarak, fransızca versiyonu izleyebilirsiniz.

Partager cet article
Repost0
1 mai 2020 5 01 /05 /mai /2020 05:48

 

Fransızca versiyonu www.dubretzelausimit.com sitesinde ve lepetitjournal.com Istanbul elektronik gazetesinde 30 Nisan 2020 tarihinde yayınlandı

 

Gezegenin yaşadığı bu karmaşık dönemde hem bugün hem de yarınlar için, kardeşlik, birlik, beraberce yaşamak, dayanışma, dua ve barış ihtiyacı hiç olmadığı kadar önemli görünüyor.

Türkiye, % 99’u müslüman olmasına rağmen, çeşitli toplulukların oluşturduğu bir mozaiktir. Bu toplulukların temsilcileri kendi dinlerinin farklı takvimlerine göre aynı zamanda buluşmaya alışmışlardır. Bu nisan ayı herkes için önemli günleri barındırır: Hristiyanlar için Paskalya, Museviler için Pesah ve Müslümanlar için Kutsal Ramazan ayının başlaması.

Bu sene, son üç senenin aksine, İstanbul Latin Katolik Kilisesi Dinler Arası İlişkiler Komitesi Ramazan ayında herkesi bir masa etrafında, iftar sofrasında toplayamadı. Onun yerine yepyeni bir dua ve paylaşım etkinliği düzenledi.

22 Nisan 2020 tarihinde Dinlerararası Dua ve Paylaşım Etkinliği Katılımcılar

Zoom uygulamasıyla yapılan bu etkinlik 22 Nisan 2020 Çarşamba akşamı gerçekleştirildi. Çeşitli kilise, topluluk, din ve mezheplerden 13 temsilci İstanbul Latin Katolik Kilisesi Dinler Arası İlişkiler Komitesi Üyesi, moderatör dominiken papazı Claudio Monge ile bu dua ve paylaşım buluşmasına katıldı.

İstanbul İl Müftü Yardımcısı Caner Akdemir hoca, Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Sayın Hayat Nur Artıran, Ado Alevi Düşünce Ocağı Başkanı Doğan Bermek ve Türkiye Süryani Katolik Korepiskoposu Mgr Orhan Çanlı ilk sırada söz aldılar.

İstanbul İl Müftü Yardımcısı Caner Akdemir

Sonra, Hz Mevlânâ'nın 22. Kuşak Torunu ve Uluslararası Mevlâna Vakfı'nın Başkan Vekili Sayın Esin Çelebi Bayru, Türkiye Keldani Katolik Kilisesi Başepiskoposu Mgr. Ramzi Garmou ve Felsefe Profesörü ve Türkiye Cumhuriyeti Vatikan Eski Büyükelçisi Prof. Dr. Kenan Gürsoy sırayla konuştular. 

Türkiye Hahambaşısı Rav İsak Haleva bu etkinliğe katılamadı ama göndermiş olduğu metin moderatörü tarafından paylaşıldı.

Ardından Türkiye Ermeni Katolik Başepiskoposu adına Başrahip Vartan Kirakos Kazanjian söz aldı, daha sonra şu anda Almanya’da bulunan ve bize oradan katılan İmmanuel Bible House Protestan Kilisesinin Pastörü Behnan Konutgan’a söz verildi.

Türkiye Ermeni Katolik Başepiskoposu adına Başrahip Vartan Kirakos Kazanjian

Onu takiben Ekümenik Patrikliği adına Diyakon Iakovos Krochak, sonra da şu anda Almanya’da olan Türkiye’de Almanca konuşan Kilise’nin Pastörü Gabriele Pace söz aldılar.

Daha sonra İstanbul Latin Katolik Episkoposu Mgr Rubén Tierrablanca González’e, ve en son olarak da Türkiye Ermenileri Patrikliği Ruhani Meclis Üyesi ve Kiliseler arası ilişkiler sorumlusu, Kıdemli Peder Drtad Uzunyan’a sıra verildi.

Hayat Nur Artıran, Tüm insanlar büyük bir ağaca benzer. Ağacın kökü, dalları, yaprakları, çiçeği, meyvesi hiçbiri diğerine benzemez ama ağacın kıymeti de bu farklılıklardan dolayıdır zaten…”  Hz. Muhammed Peygamber Efendinin ve Kur’an-ı Kerim Maide sûresi 48. ayeti Biz hepinize ayrı bir yol, ayrı bir şeriat belirledik. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size verdikleriyle sizi imtihan etmek istiyor. Öyle ise siz sadece iyilik ve güzelliklerde yarışın !” sözlerini hatırlatı.

Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Sayın Hayat Nur Artıran

Ado Alevi Düşünce Ocağı başkanı: İmam Ali’nin 1400 yıl önce Mısır valisine verdiği bir talimatı, 1997’de o zamanın Birleşmiş Milletler genel sekreteri Sn. Kofi Annan tüm dünyaya hatırlatıp “tüm insanların yaradılıştan kardeş” oldukları gerçeğini bir daha dile getirmiş idi.” diye belirti.

Türkiye Süryani Katolik Korepiskoposu: “Acaba aramızda “Allah'ın sevgisini kardeşliği” daha fazla yaşayıp samimiyetle güçlendirsek bu Pandemi ile başa çıkma cesaretini ve gücünü arttırabileceği fikrine ne dersiniz?” diye önerdi. Cemaati adına “Huzurunuzda kardeşliğimizi pekiştirecek somut paylaşım ve etkinliklere katılmaya yürekten hazır olduğumuzu ifade ediyorum.” dedi.

Türkiye Süryani Katolik Korepiskoposu Mgr Orhan Çanlı

Esin Çelebi Bayru konuşmasını Hz Mevlâna’nın Mesnevi’sinden bu mesaj ile Bütün peygamberler insanları Yüce Allah’a ulaştırdığı için aralarında fark yoktur. Hepsinin yolu birdir. Eğer yanlışlık varsa bu yolda değil yolda gidenlerdedir.” bitirmek istedi.

Mgr Ramzi Garmou “...dünyadaki tüm ulusların yöneticilerine, aralarında barışı ve huzuru sağlayabilmeleri için bilgelik lütfu ve sağ duyu bağışla…” diye Rabbe dua etti.

Prof. Dr. Kenan Gürsoy şu andaki yaşadığımız zaman için: “İçinden geçmekte olduğumuz zaman dilimi yaşadıklarımız itibariyle tam da bir “sınav” izlemini uyandırıyor. Kendi kendimizle ilgili bir sınav bu: sağlık şartlarımıza göstermemiz gereken bir özen kadar, manevî-ruhî varlıklarımızın da ihtiyaç duyduğu bir dikkat söz konusu.”diye vurguladı.

Diakon Iakonos Krochak Havari Pavlus'un Korintlilere İkinci Mektubunun son selamı olan “Son olarak hoşçakalın, kardeşlerim. Yetkin olun, çağrıma kulak verin, düşüncelerinizde birlik olun, esenlik içinde yaşayın. Sevgi ve esenlik kaynağı olan Tanrı sizinle birlikte olacaktır.” ayetini, bizlere dayanışma ve birlik olmanın yararlarını hatırlatmak için seçti.

Mgr Rubén Tierrablanca González katılımcıları, Aziz Fransua’nın şöyle başlayan: “Rab, beni kendi barışın için alet olarak kullan. Nefret olan yerde, ben seveyim. Hakaret edildiğinde, affedeyim. Geçimsizliğin olduğu yerde, aracılık yapayım. Yanılgı olan yerde, gerçeği söyleyeyim…” Barış Duasıyla Rabb'e yönelmeye davet etti.

İstanbul Latin Katolik Episkoposu Mgr Rubén Tierrablanca González

Son katılımcı, ermeni Kıdemli Peder Drtad Uzunyan, şun andaki durumu çok doğru bir şekilde şöyle özetledi: "Bir yandan son derece sıkıntılı günler yaşarken bir yandan da doğru ele alındığında olumlu birçok fırsat da önümüze çıkıyor. Sanki Tanrı her birimize bu dönemde: "Hayatının ne kadar senin elinde? Büyük planların, hesapların, projelerin mikroskopla dahi görülemeyecek kadar küçük bir virüs tarafından ya iptal edildi ya da ertelendi. Aslında ne kadar çok şey çevrenden akıp geçiyor ve sen fark etmiyorsun. Dur ve düşün."

Türkiye Ermenileri Patrikliği Ruhani Meclis Üyesi ve Kiliseler arası ilişkiler sorumlusu, Kıdemli Peder Drtad Uzunyan

Dua ve paylaşım etkinliği kaydedilerek iki ayrı şekilde sunulmuştur:

  • Buraya tıklayınca görülebilen 3 dakikalık bir video sunumu
  • Etkinliğin tam videosunu (türkçe, altyazılar Fransızca, İngilizce ve Türkçe olarak mevcuttur) buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.

Sizleri, kardeşlik tohumlarını ekmek ve birlikte yaşamaları ve çoğalmaları için yurtiçinde, yurtdışında tüm tanıdıklarınızla paylaşma davet ediyoruz.

Hz Mevlânâ'nın 22. Kuşak Torunu ve Uluslarası Mevlâna Vakfı'nın Başkan Vekili Sayın Esin Çelebi Bayru

Her birimiz "duraklama" düğmesine basmak, tempomuzu değiştirmek, serbestçe dolaşmak ve istediğimizi yapabilme özgürlüğümüzü bir dönem için kısıtlamaya mahkum olmak zorunda kaldık.

Ve eğer herkes valizini bırakıp, bu değerli zamanda bir an dursa ve kendi kendine sorsa; bu davetsiz görünmez misafir dünyayı bu bıkkınlık aşamasına nasıl getirdi, her birimiz bugüne kadar ne gibi hatalar yaptık?

Gelecek nesillere daha uyumlu ve güzel bir dünya bırakabilmek üzere, her birimiz günlük hayatımızı, herkesin hayrına olacak şekilde, daha az bencil ve sağlıklı bir temel üzerine yeniden başlatmaya söz verebilsek? Bunu gerçekleştirebilir miyiz... yoksa görünmez bir yabancı bize dokunup dikkatimizi çekerek bu körlükten bizi kurtarmalı mı?

Partager cet article
Repost0
24 mai 2019 5 24 /05 /mai /2019 04:05

 

Marsilya Avrupa ve Akdeniz Medeniyetler Müzesi, Tunus Bardo Müzesi, Paris, Selanik, Marakeş ve New York'ta düzenlendi ve bu sonbahar Ankara'da gösterilmeden önce, çok ilginç « Paylaşılan Kutsal Mekânlar » sergisi Depo/İstanbul'da 20 Nisan'dan itibaren 14 Temmuz 2019 tarihine kadar gösterimde.

 

« Paylaşılan Kutsal Mekânlar » sergisi Depo/İstanbul'da

 

Binanın üç katında düzenlenen sunum Akdeniz, Ortadoğu ve Balkanlar'da üç Semavi dinin paylaştığı mekân ve ritüeleri daha iyi tanınmasını sağlıyor. Bu üç din, teolojik farklılıklarına rağmen, inanışlar, ayinler, kutsal figürler... ve mekânlar bakımından birçok ortak unsura sahip.

 

« Paylaşılan Kutsal Mekânlar » sergisi Depo/İstanbul'da

 

Sık sık barışsever birlikte yaşam örnekleri sunumunun yanında bazen ayrışmaların kaynakları, Türkiye'den İsrail'e, Fransa'dan Mısır'a Fas ve Arnavutluk geçerek burdaki yerlerde belirtiliyor.

 

« Paylaşılan Kutsal Mekânlar » sergisi Depo/İstanbul'da

 

CNRS araştırma müdürlerinden biri Dionigi Albera ve CNRS'te antropolog, fotoğrafçı ve yönetmen Manoël Pénicaud, küratör olarak bu sergide çoğu sanatçılara ve araştırmacılara yer veriyorlar.

 

 

Fotoğraf, güncel sanat, etnografik malzeme ve dijital medyayı biraraya getiren sergi, hac ve « kutsalı paylaşma »'nın çok duyulu deneyimini vurguluyor.

 

 

Hatta, konu edilen çoğrafyalardaki kutsal mekânların ve manzaraların görsel olarak etkili boyutu ve geçmiş tarihin zengiliği, farklılıklar ve birlikte yaşamlarla dolu olarak burada ön plana çıkıyor.

 

 

Yıllar süren antropolojik ve tarihsel araştırmaya dayalı bu sergi gösteriyor ki kültürler arası ortak yaşam paha biçilemez bir zenginliktir, karşılıklı saygı ve Ötekine tanıma olduğu zaman, bu bir umut sinyalidir!

 

« Paylaşılan Kutsal Mekânlar » sergisi Depo/İstanbul'da

 

 

Buraya tıklayarak, fransızca versiyonu izleyebilirsiniz.

 

DEPO / Tütün Deposu Lüleci Hendek Caddesi No.12 Tophane/İstanbul

Her gün, pazartesi hariç, 11.00-19.00 arası açıktır – Giriş ücretsiz

http://www.depoistanbul.net/sergiler/

 

Partager cet article
Repost0
14 juin 2017 3 14 /06 /juin /2017 12:56

Fransızca versiyonu lepetitjournal.com Istanbul elektronik gazetesinde ve www.dubretzelausimit.com sitesinde 14 Haziran 2017 tarihinde yayınlandı

 

 

İstanbul Latin Katolik Kilisesi Ruhani Reisi Monsenyör Ruben Tierrablanca ve aynı cemaatin Dinlerarası İşbirliği Komitesi, 11 Haziran 2017 tarihinde Ruhani Reisin ikametinde yirmiye yakın katılımcı ile ilk iftar yemeğini tertiplemiştir.

İstanbul Latin Katolik Ruhani Reisi tarafından sunulan ilk İftar yemeği

İstanbul Latin Katolik Ruhani Reisi tarafından sunulan ilk İftar yemeği

Azınlık temsilcilerinin ilgi göstermiş oldukları yemeğe Ermeni Patrikhanesi’ni Episkopos Sahağ Maşaliyan, Türkiye Süryani Ortodoks Patriğini Korespiskopos Melki Akyüz, Fener Rum Patrikhanesi’ni Peder Dimitri temsil etmişlerdir. Ayrıca Doğu Katolik Kiliselerini temsilcileri Peder Orhan Çanlı (süryanı katolik), Peder Vartan Kazancyan (ermeni katolik) ve Peder Remzi Diril (asuri keldani) de katılım göstermişlerdir.

İstanbul Latin Katolik Ruhani Reisi tarafından sunulan ilk İftar yemeği

İstanbul Latin Katolik Ruhani Reisi tarafından sunulan ilk İftar yemeği

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Kadir Topbaş’ın Azınlıklar Arası İşişkiler Koordinatörü Bayan Nadia Taşel tarafından temsil edildiği iftar yemeğinde ayrıca Şişli Belediye Başkanı Sn. Hayri İnönü yerine Başkan danışmanı Bayan Süran Surki katılmıştır. İnönü mahalesi muhtarı Sn. Necmettin Kıncır’da katılımcıların arasında yer almıştır.

 

Mevlevi şeyh Nail Kesova ile birkaç islam dini mensubu dost davetliler arasında idiler. Yemeğe Latin Katolik Kilisesi’ni temsilen Ruhani Reis Yardımcısı da katılmıştır.

Mgr Ruben Tierrablanca ile mevlevi şeyh Nail Kesova

Mgr Ruben Tierrablanca ile mevlevi şeyh Nail Kesova

Katılım sağlayacaklarını belirtmelerine rağmen son anda program değişiklikleri olan Türkiye Musevi Cemaati Hahambaşı’sı Sn. İshak Haleva, Beyoğlu Belediye Başkanı Sn. Ahmet Misbah Demircan, İstanbul İl Müftü Yardımcısı Prof. Dr. Caner Akdemir ile İnönü mahallesi yerel imamı Sn. Ömer Elibol iftara teşrif edememişlerdir.

 

Bu nedenle iftar açma duasının Nail dede tarafından yapılması istenmiş olup yemeğe geçilmiştir. Özenle hazırlanmış ev yemekleri ile davetlilere sunulan hizmet quatre Iraklı göçmen genç ile yapılmıştır.

Soldan sağa Peder Vartan Kazancyan, Mevlevi şeyh Nail Kesova ve  Şişli Belediye Başkan danışmanı Bayan Süran Surki

Soldan sağa Peder Vartan Kazancyan, Mevlevi şeyh Nail Kesova ve Şişli Belediye Başkan danışmanı Bayan Süran Surki

Aynı gün Monsenyör Ruben Tierrablanca’nın İstanbul Latin Katolik Kilisesi’nin Ruhani Reislik görevine başlamasının birinci yıl dönümü münasebetiyle konuşma yapan din adamı İkametinin her zaman tüm davetlilere açık olduğunu belirtmiştir.

 

14 yıldır İstanbul’da yaşadığını belirten Monsenyör Tierrablanca, bu süre içerisinde özelikle islam dinine mensup kardeşleri ile birlikte yaşam tecrübesini edindiğini söyleyerek “Meksikalı olsam da, kendimi Türkiye’de evimde hissediyorum” dedi.

 

Ayrıca Dünya’da yaşanan terör olaylarına sevgi ve barış ile cevap verilmesi hususunu dile getirmiştir.

İstanbul Latin Katolik Ruhani Reisi tarafından sunulan ilk İftar yemeği

Yemek esnasında İstanbul Valisi Sn. Vasip Şahin ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Kadir Topbaş’ın tebrik ve teşekkür beliren telegramları davetliler ile sesli paylaşılmıştır.

 

İstanbul Latin Katolik Ruhani Reisi tarafından sunulan ilk İftar yemeği

İftar yemeği, Nail dedenin söylediği sufi ilahi ile sonlanmıştır.

İstanbul Latin Katolik Ruhani Reisi tarafından sunulan ilk İftar yemeği

Tüm katılımcılara Papalık Dinler Arası Diyalog Konseyi’nin Ramazan münasebetiyle ile “Hristiyanlar ve Müslümanlar : ortak evimizin bakımı” Ramazan ayı ve “İd Al-Fitr” Ramazan bayramı için yayımladığı mesajın Türkçe versiyonlu kitapçığı, lokum ve hatıra tabak sunulmuştur.

Partager cet article
Repost0
23 janvier 2017 1 23 /01 /janvier /2017 05:58

 

Fransızca versiyonu lepetitjournal.com Istanbul elektronik gazetesinde 4 Ocak 2017 tarihinde yayınlandı

 

Uzun boylu, ince, dudaklarında daimi bir gülümsemeyle 20 yaşındaki Melad yarın üçüncü yaşamına başlayacak.

 

İlk hayatı Irakta idi. Musul'da dünyaya gelişinden birkaç hafta sonra ailesi Türkiye sınırına 120 km uzaklıktaki Irak Kürdistan'ında bulunan Zakho kentinde yaşamını sürdürmeye başladı ve 17 yıl boyunca da o kentte kaldı.

 

Oranın her şeyi farklıydı; dili, kültürü, idari yapısı.Lisede 11.sınıfa kadar okudu (sistem Türkiye'deki gibi) ama eğitimine devam etmek istemedi zira eğitim sonunda verilen diploma Arapça olmayıp Kürtçe dilindeydi; oysa orada öyle bir eğitim temeliyle başarılı olmak maalesef imkansız. Babası araba tamircisi idi. Kendisine ait büyük bir tamir atölyesi ve ayrıca iki konutu bulunuyordu.

Melad Ocak 2011'de Zakho/Irak'ta - Melad tarafından verildiği resim

Melad Ocak 2011'de Zakho/Irak'ta - Melad tarafından verildiği resim

Aile Irak'tan 3 Eylül 2013 tarihinde ayrıldı; İŞİD o bölgeye yerleşmeden 6 ay kadar önce. Bir otobüsle Melad, annesi, babası ve ve sırasıyla 12 ve 14 yaşlarındaki iki genç kardeşini 24 saatte İstanbul'a getirdi. Neden İstanbul'u seçtiler? Çünkü burada Hristiyan olarak yaşayabilirlerdi; kiliseler mevcut, hareket ve iş olasılıkları bulunmakta...

 

Ağabeylerinden biri hala Zakho'da yaşıyor, diğeri ve ablası 10 yıldan beri Avustralya'ya yerleştiler. Ailesi yurt dışına gitmeye karar verdiğinde, halen Irak'ta kalan ağabeyisi Miron, üniversitenin ikinci yılını tamamlamakta olup, ülkesini terk etmek istememiştir. Babasının evinin birinde oturup diğerinin kirasını almaktadır. Böylece az da olsa ailesine katkı sağlayabilmektedir. Ailesi Avustralya'ya göç ettiğinde belki o da aile birleştirmesi kapsamında onların yanına gider.

 

Geldiklerinde, burada yerleşmiş Iraklılarla bağlantı kurarak, izlemeleri gerekli yöntemleri öğrenip, hep birlikte mülteci sıfatıyla Ankara'daki Birleşmiş Milletler Temsilciliğine başvurarak Avustralya'ya iltica talebinde bulunuyorlar ve orada aile birleştirmesi istiyorlar.

 

Melal için (İstanbul'da geçirdiği) ilk üç ay çok zor oldu, dili konuşmuyordu ve tek bir Türkçe kelime dahi bilmiyordu; yeni bir ülkeye uyum sağlamak da zor işti. Ailenin her ferdi farklı biçimde davrandı: babası için durum daha kolaydı, annesi ise Türkiye'de yaşamaktan nefret ediyordu, Türkçeyi öğrenmiyor ve her gün buradan ne zaman ayrılacaklarını soruyordu...hala bugüne dek durumuna alışmış değil. Genç adam, annesini böyle görmekten ıstırap duyuyor ve onu, örneğin İngilizce öğrenmeye, geleceği düşünmeye, bir şeyler yapmaya çaresizlik içinde teşvik ediyordu.

 

Keza ailesi ve kendisi, çevrelerindekilerden hiçbir Iraklının Zakho menşeli olmadığını fark ettiler; çoğunluk Bağdatlı Iraklıydı dolayısıyla Melad fazla arkadaş da edinemedi.

Melad, babasi, annesi ve ufak kardeşlerle

Melad, babasi, annesi ve ufak kardeşlerle

Iraklılar Türkiye'ye yaşamak için gelmiyorlar, burası onlara başka bir yere geçebilmek için bir durak; kimi ABD'ye, kimi Kanada'ya, kimiyse Avustralya'ya veya başka ülkelere gidene kadar bir bekleme durağı olarak görüyorlar Türkiye'yi. Oysa Melad "bekleyiş yıllarının bir kayıp süreci olmaması için bir şeyler yapabilirim" diye düşünüyor.

 

Öte yandan tanıdığı Iraklı mültecilerin hiç biri ülkelerine geri dönmeyi düşünmüyorlar. "Kürtçe konuşuyorsan Irak Kürdistan'ında yaşayabilirsin, orası tehlikeli bir bölge değil. Ancak Birleşmiş Milletlere iltica dosyanı verdiğinde o bölgeden geldiğini bildirdiğinde seni kabul etmeyebilirler. O zaman oraya geri dönmek zorunda kalırsın..." diyor genç adam.

 

İstanbul'a yerleştikten sonra Melad sığınmacı çocukları bünyesinde barındıran Don Bosco okulunu duydu ve Türkiye'ye geldiğinin ilk yılı orada okumaya başladı. 17 Yaşında, okulunun en büyüğü idi; yanındaki öğrenciler 15-16 yaşları arasındaydılar.

 

3 haftalık dersten sonra, arkadaşı Danyel, gençlerin İngilizce öğrenebileceği Oratorio adlı bir kabul merkezi bulunduğunu söyledi. "O zaman oraya gitmeliyim" diye düşündü Melad. Yeni kayıt yaptıracakların bir kefile ihtiyaçları olduğundan Danyel onun kefili oldu. Birlikte gittiler ve oranın sorumlusu olan Jacky Doyen ile tanışarak onunla İngilizce konuştu...bu dili zaten biliyordu zira 5 yıl boyunca Irak'ta bir İngiliz okuluna gitmişti.

Melad ile Don Bosco Oratorio Jacky Doyen

Melad ile Don Bosco Oratorio Jacky Doyen

Gerçekte, devlet okulunun müdürü onun iyi İngilizce seviyesini tespit edip, ona zamanında böyle bir okulun mevcudiyetinden söz etmişti, bu da Melad için bir fırsattı. Türkiye'ye geldiğinde sadece sözlü pratik yapması gerekiyordu, zira Irak'ta okulda Kürtçe, sokaktaysa Arapça konuşulurdu İngilizceyse konuşulmazdı.

 

Sonuçta Melad'ın Türkiye'deki ilk yaşam yılı Pazartesiden Cumaya Don Bosco okulunda, hafta sonlarıysa Oratorio'da geçiyordu. Erkek çocuğu olduğundan, Iraklı kızlara nazaran o okullara gitmekte sıkıntı yaşamadı.

İngilizce okulu ile Irak'ta Dahut hayvanat bahçesine gezisi, Aralık 2011, Melad tarafından verildiği resim

İngilizce okulu ile Irak'ta Dahut hayvanat bahçesine gezisi, Aralık 2011, Melad tarafından verildiği resim

Oratorio'da Kutsal Kitap'tan konuşuluyor, Kutsal Söz açıklanıyor ve oradaki Salezyen Cemaati gençleri Allah'a yaklaştırmayı hedefliyor; orada ayrıca sportif ve kültürel etkinlikler de yapılıyordu; basketbol, voleybol, masa tenisi, baby-foot türünden, ayrıca Noel ve paskalya yortuları sırasında da partiler düzenleniyordu.

 

Kışın her cumartesi ve pazarları 1-1,5 saatlik ingilizce dil kursları verilmektedir zira yetkililer bu mültecilerin bir gün, İngilizce konuşulan bir ülkeye göç edeceklerini, dolayısıyla İngilizceye ihtiyaç duyacaklarını biliyorlar.

 

Oratorio'ya geldiğinde orada yaklaşık 80 genç bulunuyordu. O sayı 100'e, daha sonraları 120'ye çıktı. Halen 18-25 yaş grubunda yaklaşık 60 genç hafta sonu orada buluşmaktadır.

Don Bosco Oratorio'da

Don Bosco Oratorio'da

Son aylarda "Don Bosco ile 2016'da genç Iraklı sığınmacı olmak" adlı bir tiyatro oyunu gerçekleştirdi ve NDS gösteri salonunda 10 gün öncesinde oyun oynandı. Melad o zamana kadar hiç tiyatroda oynamamıştı. Jacky Doyen projeyi gruba anlatıp oyun katılmak isteyenleri sorduğunda, Melad hemen olumlu yanıt verdi. Riki lakaplı ve Don Bosco okulunda çalışan biri senaryoyu yazdı: 9 farklı yaşam dilimi; bunlardan 5'i Irak'ta, 4'ü Istanbul'da geçmektedir. Riki oyunda yer almadı ama oyunun yöneticisi gibi oldu ve dramatik sahne sanatı hocası Kemal Oruç ile birlikte oyunun gerçekleşmesine katkıda bulundu.

 

Geçmişte tiyatro yapmış 2-3 genç dışında yeni oyuncular için ilk provalar zor oldu. Roller oyunculara dağıtıldı ve iki ay boyunca gençler gerçek yaşamlarını sahnelendirmek için çalıştılar.

 

2015'den beri Jacky Doyen bu projeyi yapmayı tasarlıyor ve bundan söz ediyordu ama nihai karar 2016 eylülünde alındı. İki ay ve 80 saatlik prova sonucunda - haftada bir gece ve ayın ilk hafta sonlarıyla başlayan ve gösterim sayısı artarak giden oyun çok gerçekçi ve özgün biçimde seyircileriyle buluşmuş oldu. Yeni bir proje daha öngörülmekteydi ancak bu kez Melad "Ben artık gidiyorum" yanıtını verdi.

 

Bu deneyim ona ne getirdi? Eğlendi, keyif aldı, oyunculuğunun yanı sıra kendisine "sahne yönetmenliği" rolü verildiğinde oyuncuların sahne girişlerini vs. düzenlemişti.

Melad  Don Bosco Oratorio tiyatro grubuyla

Melad Don Bosco Oratorio tiyatro grubuyla

Türkiye'de geçirdiği ikinci yılda evde çok Türkçe okudu ayrıca Jacky Doyen'in hazırladığı bir program kapsamında Afrikalı bir gruba İngilizce öğretti. Başta Melad bunu kabul etmek istemedi. 50'sinde, babasının yaşındaki erkeklere ders veremeyeceğini düşündü ama sonunda yaptı...

 

Bu son yıl, gidene kadar Caritas'ta tercüman olarak çalıştı ve bu dönem boyunca, işi gereği Bağcılar, Esenler, Sultan Gazi (kendince beteri olamaz) gibi birçok zor semtlerde ikamet eden Suriyeli mülteci ile tanıştı.

 

Bundan sonra ailesi ile birlikte 24 Ocak'ta gideceği Melburn'da başlayacak olan üçüncü yaşamını nasıl görüyor? Orada ne yapmayı düşünüyor?

 

Üniversiteye gitmek istiyor ama hangi bölüme gideceğini bilmiyor. önceleri Avustralya'ya gitmek için vizesini aldığında bunu düşünmeye başlayacağını söylüyordu, şimdi vizeyi aldığından beri ise, kafasının karıştığını ve düşüncelerinde kaybolduğunu itiraf ediyor.

 

İleride hangi mesleği yapmak istiyor, kendisi de daha bunu bilmiyor. Küçük iken, anne ve babası ona "doktor olursan iyi olur"; "doktor yada mühendis ol" derlerdi ama bunlar yapmak istediği meslekler değil. Doktor yada mühendis olacak ise, bunu ebeveynlerinin tercihi olduğu için yapacak ama... Tiyatro oynayacak mı, onu da bilmiyor, bunu düşünmedi, ama sanmıyor zira çok stresli bir iş.

 

Öncelikle Avustralya'daki yaşama uyum sağlamak ve sonrasında yavaş yavaş olayları yerli yerine oturtmak gerekecek.

Melad, İraklı 20 yaşında ve şimdiden üç hayat

Melad, İraklı 20 yaşında ve şimdiden üç hayat

Hıristiyan olarak Melad kendisini kiliseye çok yakın hissediyor, birçok etkinliğe ve toplantıya katılıyor. daha önceleri Irakta 'da bu tür etkinliklere katılırdı zira babası "şamas" idi. Bu, papazın yokluğunda onun yerine geçebilecek ve ayini yönetebilecek kişiye verilen addır.. Her pazar kiliseye gitmesi zorunluydu; bunu her zaman istemiyordu ama yine de gidiyordu... Bu onun tercihi değildi ama şimdi babasına, kendisine böyle bir hediye sağladığı için şükrediyor. Melad da bizzat küçük bir "şamas" oldu.

 

16 yaşında ayine gidiyordu çünkü orada arkadaşlarıyla buluşuyordu....bugün de Melad hala ayinlerde papaza yardımcılık yapmaktadır; özellikle de görkemli törenlerde (örneğin Papa'nın 2014 Kasım sonunda İstanbul'u ziyaretinde, veya 2016'daki yeni Episkopos tayin töreninde olduğu gibi).

29 Kasım 2014 tarihinde Papa Francesco İstanbul'daydı ve Melad yanındaydı

29 Kasım 2014 tarihinde Papa Francesco İstanbul'daydı ve Melad yanındaydı

Oratorio'da özellikle sığınmacı olmanın kötü bir şey olmadığı, bunun insanı diğerlerinin altına indirmediğini öğrenmesi dışında, Türkiye'de geçirdiği üç yılın ardından Melad'da ne kalacak? Tabii Türkçesi, Türk algılama biçimi ve insanların burada nasıl düşündükleri. Kanısınca Türklerin düşünce yapısı Iraklılarınkinden farklı ve Avrupalılarınkine daha yakın.

 

Melad'ın ana dili Keldani, Kürtçeyi biliyor (bu, ilk yaşamında, okulda ve sokakta gerekliydi), Arapçayı televizyondan ve okuyarak öğrendi, İngilizceyi ise (TOEFL'in denkliğine gelen IELTS sınavını Türkiye'de geçti) söktü, Türkçesini de çok iyi geliştirdi ve dört aydan beri Duolingo uygulamasıyla Fransızca öğrenmeye başladı. Halen, sahip olduğu geniş düşünce yeteneği gibi, Melad'ın dil bagajı saygın bir yoğunlukta.

 

Güle güle git, yolun açık olsun tatlı Melad!

 

Buraya tıklayarak, fransızca versiyonu okuyabilirsiniz.

Partager cet article
Repost0
6 janvier 2017 5 06 /01 /janvier /2017 02:51

 

Gazeteduvar.com.tr elektronik gazetesinde 6 Ocak 2017 tarihinde yayınlandı

 

Fransızca versiyonu lepetitjournal.com Istanbul elektronik gazetesinde 4 Ocak 2017 tarihinde yayınlandı

 

 

Adana’daki devlet kuruluşu olmayan Suriyeliler mültecilerin kampında iki kayropraktik bayan uzmanı ve bir arkadaş ile Mart 2015 sonunda birinci gezi olduktan sonra, bu sefer çok sayıda dostların, tanıdıkların ve diğer bağış yapanların cömertliği sayesinde 580 adet 25 TL'lik Bim Hediye kart ile dolu sırt çantası ile 26 Aralık 2016 tarihinde ikinci ziyaret gerçekleştirildi.


 

Adana'da mülteci kamp

Adana'da mülteci kamp

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

Çocukluk çağın (bez, süt tozu bebekler için, elbiseler, vs) yardım stokunun deposunun sorumlusu Cemo yemek kartların dağıtımını organize etti.

 

Bu organizasyona aslen Adanalı olan ama Texas'ta yaşayan Fatih, savaştan önce Suriye'de bakkalık yapan ama savaş yüzünden 3 yıldır Türkiye'de yaşayan ve gelen yardımlarla bir bakkal dükkanı açarak mesleğini icra etmeye devam eden 3 çocuk Kobaneli Haci, savaş başladığından beri önce Irak'a sonra Lübnan'a giden ve son 3 yıldır da Türkiye'de yaşayan evli ve bir çocuk babası Kobaneli Izzedin de katıldı.

 

Soldan Izzedin, Cemo Fatih et en sağda Haci

Soldan Izzedin, Cemo Fatih et en sağda Haci

Bu çadır kampında binlerce Suriyeli, birkaç Iraklı mülteci de bulunuyor. Son 5 yıldır da 19 Mayıs semtinde bulunan boş arazilere ya da tarlalara kurulmuş, pek de iyi durumda olmayan çadırlarda yaşıyorlar.

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret
Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret
Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

Her zaman ki gibi iş günlerinde sabahları, birkaç lira karşılığında günlük iş arayan erkekler caminin yakınlarında buluşuyor.

 

Geçen sene buluştuğumuz çoğu mülteci Adana dışına taşınmış. Yaklaşık 90 km uzaktaki Osmaniye şehrinin Erzin ilçesine taşınan Şemsettin onlardan biri.

 

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

En şanslı beş aile Kanada'ya göç edebilmişler. Gidenlerin arasında geçen yıl tanıdığımız, gülümsemesini unutamadığımız küçük sağır ve dilsiz kız da varmış. Muhtemelen Kanada'nın onlara sunduğu yaşam şartları, burada çadır kentin verebileceklerinden daha iyi olmalı. Gidenlerin yeri hemen doluyor, Halep'ten gelenler boşalan çadırlara geçmiş durumda...

 

Mülteci kamp, Adana

Mülteci kamp, Adana

Özellikle son günlerdeki yoğun yağışlardan dolayı her yer bileğe kadar çamur olduğu için, sıvanmış pantolonlarla çadırlar arasında dolaşmak çok kolay değil.

Mülteci çadır Kent Adana'da, Aralık 2016
Mülteci çadır Kent Adana'da, Aralık 2016

Mülteci çadır Kent Adana'da, Aralık 2016

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

Kampta o kadar çok hikaye var ki, etkilenmemek mümkün değil! Mesela tanıştığımızdan biri tam 13 çocuk babası... Uzun boylu ince bir adam... Bize haklarını değerlendirmek için idare ile yaşadığı zorlukları anlatıyor. Pasaportlarını ve resmi evraklarını kaçarak geride bırakmak zorunda kalan eşi ve çocukları, uyruklarını ispatlayamadığı için buradaki hiçbir haktan yararlanamıyor...

 

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

Başka bir bizi Unicef'in bir kitapçığını gösteriyor. Üzeri el yazısı ile yazılmış küçük bir post-it yapıştırılmış üstüne. Yazıya göre onun ve ailesinin yardım hakları var... Başkaları bizlere -içgüdüsel olarak- aile üyelerine göre bir yada iki yardım kartları alabilmek için Türkiye'de verilen “misafir” kartlarını gerekli göstermenin gerekli olduğunu düşünüyor.

 

Çoğu çocuklar, bazen büyüklerde, ıslak toprakta çıplak ayaklarla ; üç oğlan çocuk çıplak popo ile oynuyorlar... halbuki bizim sıcak giysilerimiz var...

Bim Hediye kartları dağıtım Adana'da mülteci kampında
Bim Hediye kartları dağıtım Adana'da mülteci kampında

Bim Hediye kartları dağıtım Adana'da mülteci kampında

Bütün çadırlar birbirine benziyor, içleri de hemen hemen aynı; sobanın etrafına atılmış birkaç şilte ve çoğu zaman üstünde kundakta uyuyan bir bebek, kenarlara asılmış elbiseler. Birkaç priz ve bir uzatma kablosu, çağdaşlığın tek belirtisi...

 

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret
Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

Bazen, kırık plastik sandalyeler ya da ikinci el kanepeler konutun yanında duruyor.


 

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

Pis sandaletler veya ayakkabılar çadırların önüne koymuş.

 

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaretAdana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

Çamaşırlar önce leğenlerde yıkanıyor, eğer çit varsa oraya uzatılmış iplerin üzerinde asılıyor.

 

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret
Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret
Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

Ana caddelerden birinin kenarında bulunan bir çadırda, domates, patates ve sebze satıcı var.

 

Başka bir çadırın önünde ise soğan ekilmiş emanet gibi duran polistiren bir kutudan yapılmış bahçe. Yanında tencereler ve bir takım mutfak eşyaları duruyor, bu da kampın sadece klasik manzaralarından biri...

 

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret
Çadır kent, Adana
Çadır kent, Adana

Çadır kent, Adana

Kimse için dilemeyeceğimiz bu yaşam şartlarına rağmen, etrafta gülümseyen pek çok ve güzel yüz var. Özellikle çocuklar gülümsemeye devam ediyor ve bazen muziplik ile parlayan gözleri var.

 

 

 

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret
Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret
Suriyeli mülteci yüzler

Suriyeli mülteci yüzler

Bazı büyükler umutlarını kaybetmemiş gibi gözüküyor... Bizden fotoğraf çektirmek isteyen,  iyi günde kötü gün içinde birleşen güzeller güzeli bir çift gibi... Bazı bakışlar ise daha tedirgin, ürkek; herkes bu durumu farklı yaşıyor ve hissediyor.

 

 

 

Bazı mülteciler umutlarını kaybetmemiş gibi gözüküyor
Bazı mülteciler umutlarını kaybetmemiş gibi gözüküyor

Bazı mülteciler umutlarını kaybetmemiş gibi gözüküyor

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret
Bazı bakışlar ise daha tedirgin, ürkek
Bazı bakışlar ise daha tedirgin, ürkek

Bazı bakışlar ise daha tedirgin, ürkek

Biraz daha uzakta, az konuşan bir erkek çocuğun bir ayağında kötü bir kırmızı plaka gözüküyor.

 

Gülümseyen bir genç kız bir çadırdan çıkıyor, ayakları çıplak, elinin eğrilmiş ucunu uzatıyor ve verilen Bim kartını tutmaya çalışıyor... Birkaç minikler büyükler olduğu gibi az ya da çok önemli engelleri var ve günlerini çadır altında geçiriyorlar.

 

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

On yaşında olan başka bir kız sert eli ile benim elime yapışıyor ve uzun bir zaman bizimle kalıyor, bir kaç sefer daha çok yardım yalvarıyor.

 

İleride dört tane kadın var, koşarak bize doğru geliyorlar sırtlarında taşıdıkları evlatları ile, dağıtan ve son kalan iki karta doğru atılıyor... Gerekirse dövüşmeye hazırlar.

 

 

 

Adana'da suriyeli mülteci kamp

Adana'da suriyeli mülteci kamp

Sıcak anorak ve mantolar giymiş "diğer" çocuklar neşe ile okullarından dönerken çadırların yanından geçiyor, yine sıcak evlerine gitmek için. Her gün yanından geçtikleri bu yoksulluğun farkındalar mı, ne düşünüyorlar, ne görüyorlar diye merak etmeden duramıyorum.

 

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

2-3 yaşlarında olan çok sevimli yetim bir kız çocuğu, yanımıza geliyor, yanaklarını okşuyoruz. Yeşil yün şapkalı bu kız, bizden gördüğü şefkatten çok etkileniyor ve biz giderken gülümseyerek bize el sallıyor...

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

Sırt çantası hafifledi ama yüreği pilav lapası gibi tabanlarımıza yapışan çamurlu ayakkabılarımız kadar ağırdı.

 

 

Adana'da suriyeli mültecilerin kampına ikinci ziyaret

Dağıtım bittikten yarım saat sonra, 24 saat boyunca hiç durmayan kuvvetli bir yağış oldu. Kampın büyük bir bölümünü, lağım gübresi renginde bir umutsuzluk gölüne çevirdi.

 

Meteorolojik şartlar bu erkekler, bayanlar ve çocukların günlük yaşamı ve sağlık durumu üstünde inkar edilemez bir etki yaratıyor.

 

24 saat durmadan yağıştan sonra Adana'da mülteci kampta, Haci fotoğrafları
24 saat durmadan yağıştan sonra Adana'da mülteci kampta, Haci fotoğrafları

24 saat durmadan yağıştan sonra Adana'da mülteci kampta, Haci fotoğrafları

Gelecekleri ne olacak ? Sonraki saatler kafamda devamlı bu soru vardı... ve hâlen geçiyor bugün...

 

Buraya tıklayarak, fransızca versiyonu okuyabilirsiniz.

 

Partager cet article
Repost0