Overblog Suivre ce blog
Administration Créer mon blog
7 février 2016 7 07 /02 /février /2016 04:08

 

Fransızca versiyonu elektronik gazetesinde olan "Le Petit Journal d'Istanbul" 9 Şubat 2016 yılında yayınlandı.

 

Ocak 2016'nın son haftasında Sait Faik Abasyanık'ın aynı adlı eserinden uyarlanan “Son Kuşlar” tiyatro oyunu F. Aylın Tez tarafından uyarlanan, Turgay Tanülkü tarafından yönetilen oyun İstanbul'da birkaç seneden beri hükümler tarafından hazırlanan ve gösterilen tiyatro oyunları ve farklı kültürel faaliyetleri için tanınmış Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevi mahkûmları için dört gün boyunca sahnelendi.

 

Ocak 2016 sonu "Son Kuşlar" tiyatro oyunu Ümraniye T Tipi Kapalı cezaevinde mahkûmlar için sahnelendi

Ocak 2016 sonu "Son Kuşlar" tiyatro oyunu Ümraniye T Tipi Kapalı cezaevinde mahkûmlar için sahnelendi

Başrol oyuncusu ünlü sinema, dizi ve tiyatro oyunucusu Turgay Tanülkü. Kendisi 1970 yılında Ulucanlar cezaevindeydi. Oyundan önce seyircilere yaptığı konuşmada gençliğinde cezaevinde yattığını belirterek, “Bir umudum vardı ; eğer bir gün tiyatrocu olursam cezaevine tekrar geleceğim. Herkesin hayatında bir desteği vardır...”

Ümraniye T Tipi Kapalı cezaevinde gösterilen tiyatro oyunu "Son Kuşlar"'da Turgay Tanülkü

Ümraniye T Tipi Kapalı cezaevinde gösterilen tiyatro oyunu "Son Kuşlar"'da Turgay Tanülkü

Bu çok hümanist oyun sade ve aynı zamanda doğru ve çarıpıcı bir şekilde 70li-80lı yıllarında tutukluların yaşamı ve özelikle rûh hallerini, cezaevindeyken dişarıya olan özlemi canlandırıyor : bahar ve çiçeklerin kokusu, sonbahar solmuş ve düşen yapraklarını görünce, kar, kuşların şarkıları, çayın ve kahve'nin kokusu ve sıcaklığı, kokular, ayrılınca sevdiklerimizinkiler, önceden tanıdık olan herşey... ve sonra eksik olanlar...

"Son Kuşlar",  Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevinde gösterilen tiyatro oyunu

"Son Kuşlar", Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevinde gösterilen tiyatro oyunu

"Son Kuşlar" tiyatro oyunu Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün işbirlikleri ile 3 senelik ortak sosyal ve kültürel bir projedir.

 

Bu oyun 2015 yılında Türkiye'de 25 farklı şehirde 75 cezaevinde 60 bin mahkûm için sahnelendi.

"Son Kuşlar", türk cezaevlerinde gösterilen tiyatro oyunu

"Son Kuşlar", türk cezaevlerinde gösterilen tiyatro oyunu

Son Kuşlar”ın ilk gösterisi 14 Şubat 2015 yılında Ankara Sincan cezaevinde gerçekleştirildi ve o zamandan beri, her hafta tiyatro topluluğu başka bir cezaevine gidiyor.

 

29 Ocak 2016 tarihindeki Ümraniye'deki gösterisi 155inci oldu.

"Son Kuşlar" türk makhûmları için gösterilen tiyatro oyunu

"Son Kuşlar" türk makhûmları için gösterilen tiyatro oyunu

Geçen kasım ayında, oyun İstanbul'da Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda gösterildi. Orda, 52 ayrı ülkeden 225 yabancı uyruklu mahkûmlar vardır. Bu cezaevinde, spor ve sosyal-kültürel – jimnastik, basketbol, badminton, halk oyunları, minyatür, ebru kursları, tiyatro, vs - faaliyetlerden başka 18 ayrı meslek edindirme kursunda - aşçı yardımcılığı, bulaşıkcı, saç bakımı ve yapımı, cilt bakımı ve makyaj, bilgisayar destekli grafik ve tasarımı, bilgisayarlı muhasebe, vs - kadınlar için seminer oluşturmaktadır.

 

Bu cezaevinden çıkarken herkes bir sertifika ile çıkmakta ve dışarıda rahatça iş bulabilmektedir. Ayni şekilde yabancılar için türkçe dersleri ve ingilizce dersleri veriliyor.

"Son Kuşlar", türk cezaevlerinde gösterilen tiyatro oyunu

"Son Kuşlar", türk cezaevlerinde gösterilen tiyatro oyunu

Son Kuşlar” İstanbul'da Maltepe Açık cezaevinde Ocak 2016 ayın ortasında 4 gün boyunca mahkûmlara sunuldu. Bu kuruluş, Türkiye'deki 54 tane açık cezaevlerden biri – bunlardan biri Bozkurt/Denizli’de kadınlar için – en fazla 5 yıl hapis cezası almış hükümlüler için kapalı cezaevleri ve normal aktif hayat dönüşü arasında adaptasyon ve yeni yerleştirme için önemli bir tramplen ve bir geçiştir.

"Son Kuşlar" türk makhûmları için gösterilen tiyatro oyunu

"Son Kuşlar" türk makhûmları için gösterilen tiyatro oyunu

Orada, mahkûmların günlük yaşamı parmaklıksız bir çevrede geçmektedir. Yatak takımı yapımı yada demir atölyesinde, oto bakım onarım, oto yıkama, inşaat ya da boya işi, çamaşırhanede, fırında, mutfakta, foto studyoda, vs..., yada dışarıda, mesela Kartal'da adliye magaza'da, çalışıyorlar.

 

Bu sistem mahkûmların güveni ve işlerine dayalıdır, yaşama hazırlayıcı bir eğitim verilir ve kendilerini yeniden inşa etmek bir şanstır : başarılı bir sonuç, hem toplumsal bakımdan, hem de ekonomik bakımdan. Avrupa'da daha fazla geliştirmeye değerdir...

Ümraniye T Tipi Kapalı cezaevinde Mahkûmlar ile Turgay Könültü hatıralar "Son Kuşlar" gösteriminden sonraÜmraniye T Tipi Kapalı cezaevinde Mahkûmlar ile Turgay Könültü hatıralar "Son Kuşlar" gösteriminden sonra

Ümraniye T Tipi Kapalı cezaevinde Mahkûmlar ile Turgay Könültü hatıralar "Son Kuşlar" gösteriminden sonra

Ümraniye T Tipi Kapalı cezaevine gelince Türkiye'de mahkûmlar ile tiyatro oyunları hazırlayan ve gösteren tek olandır.

 

 

 

İzmir Film Festivalinde özel jüri ödülü alan Anı Yaşamak adlı kısa film, mahpus Hakan Metin Mercan'ın yazıp ve yönettiği "Duvarları Dili" adlı tiyatro oyunu 25 mahkûm oyuncu ile orada Şubat 2011 yılında gösterildi.

 

Türk yönetmen Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı oyun "Bana bir şeyhler oluyor" Aralık 2012 ayında Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevinin mahpuslar tarafından sahnelendi.

 

Ocak ve Şubat 2015 aylarında, Mihriban Çumralı, Gonca Cilasun ve Duygu Urgan tarafından yönetilen Sinan Bayraktar'ın iki bölümlü müzikli komedi « Definemane » gerçekleştirildi.

 

 

"Definename", Ümraniye T Tipi Kapalı cezaevinde hazırlanan ve Ocak ve Şubat 2015 aylarında gösterilen tiyatro oyunu

"Definename", Ümraniye T Tipi Kapalı cezaevinde hazırlanan ve Ocak ve Şubat 2015 aylarında gösterilen tiyatro oyunu

Kanatlardan mahrum kuşlar hakkında sonuç olarak, iş sayesinde ve sanat sayesinde, özellikle tiyatro ile Türkiye’de kuşlara yeniden uçmaya öğretiliyor, Ümraniye T Tipi Kapalı cezaevinin tiyatro kulübü oyuncu ve yönetmen Pınar Gordie ile Özkan İrman'ın “Pirinç Hanı” isimli romanından adapte olan "Pirinç" oyunu ilerleyen aylarda gösterilecektir.

Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevi Kurum Müdürü Mehmet Çıtak ile yeni tiyatro oyununu hazırlayan yönetmen Pınar Gordie

Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevi Kurum Müdürü Mehmet Çıtak ile yeni tiyatro oyununu hazırlayan yönetmen Pınar Gordie

Oyuncu Turgay Tanülkü, Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevi Kurum Müdürü Mehmet Çıtak, yeni hazırlanan tiyatro oyunu yönetmeni Pınar Gordie ve makhumlar tiyatro grubu ile

Oyuncu Turgay Tanülkü, Ümraniye T Tipi Kapalı Cezaevi Kurum Müdürü Mehmet Çıtak, yeni hazırlanan tiyatro oyunu yönetmeni Pınar Gordie ve makhumlar tiyatro grubu ile

Buraya tıklayarak, yayının fransızca versiyonu okuyabilirsiniz.

Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Kültür
commenter cet article
4 avril 2013 4 04 /04 /avril /2013 14:53

 

Çokkültürlü Paros dergisi farklı türkçe versyonu "Fırnız'ın dili olsa" nisan 2013 yılında yayınlandı


 

Hayatin tesadüfleri beni Karekin’in torunları ile karşılaştırdı ve bana Türkiye’deki dedelerinin kökenlerini anlattılar. Büyüdüğü yer Fırnız’ı bulmak istedim ve Bruno, üç torunlarından biri, hatıralarını ve aile fotoğraflarını topladı ve benim kullanmama izin verdi.


Arkadaşım Ayse ve eşi Saadettin’in yardımıyla, ikisi de Kahramanmaraş bölgesinden geliyor, Fırnız’ı bulmak ve böylelikle oraya ağustos 2012’de Karekin’in izinden gitmek mümkün oldu.

 

______________________

 

Kaloust'un ve Veronika'nın oğlu olarak, ekim 1905 yılında Adana'da dünya'ya geliyorum, Türkiye'de, Akdeniz bölgesinde. Annemler bana Karekin adını veriyorlar, anlamı bilinmeyen eski ermeni Garegin adından türetilmiş.


Babamın aile çiftliği Fırnız'da konumlandırılmış, Kahramanmaraş'tan kuzey-batıda aşağı yukarı altmış kilometre ve yaklaşık 1200 metre yüksek olan küçük cennet parçasında.


Burada birkaç sene boyunca 7 kardeş olan bizler büyüdük.


  1 - Eski Fırnız köyüne giden bugünkü yolu copy

                                            Eski Fırnız köyüne giden bugünkü yolu

 

Üzüm bağları ve daha yüksek dağlar ile çevrilmiş olan Fırnız'da bir de kale vardı. Ne zaman ve kimin tarafından yapıldığını bilmiyorum, köyümüz başlangıcını bilmediğim gibi.


Türkiye'de az bulunan ve soylu ağaçlar, Hindistan'dan ve Güney Çin’den gelen tespih ağacı gibi, çok sayıda çamların şuraya buraya yayılan çam kozalakları ile karışıyorlar.


                         2 - Karekin bu görkemli ve şüphesiz büyük ağacın alt

          Karekin bu görkemli ve şüphesiz büyük ağacın altında bazen belki uyukladı...


Deve dikeniler ve keçilerin bazen beğendi ülkede sadece bu bölgede bulunan şaşırtıcı üzüm türünden olan bitkiler burada sakinlik içinde çıkıyor, bir kartpostal manzarasında.


Yirminci yüzyılın başında, üç yüz hane meydanda bulunan kilisenin etrafına serpiştirilmiş ve Türkiye'de sadece Ermenilerin oturduğu bir köy oluşturuyor. Dağdan gelen kaynak suyu ile çalışan bir çamaşırhane kadınların çamaşırlarını yıkamalarını mümkün kılıyordu. 


Hali vakti yerinde olan ailemizde çok sayıda altın eller var. Bazıları halılar yapmaya gayret ediyorlar ve başkaları üzümü şarap haline getiriyorlar.


Yazın, çoğu Anadoluları gibi, Fırnız’ın kuzey-doğusunda, birkaç yüzlerce metre uzakta ve 1800 metre yükseklikte olan yaylalara hayvanlarla çıkıyoruz.

 

 3 - Uzakta, dağların arkasında, Fırnız'ın yaylaları

                                 Uzakta, dağların arkasında, Fırnız'ın yaylaları


Birinci facia şu ana kadar sakin olan çocukluğumun düzenini bozacak. İki yaşından biraz fazla olan küçük erkek kardeşime bakmam lazım. Kısa bir zaman gözetimimden kaçıyor ve şömine'de yanarak ölüyor.


1915, Tarih siyah'a döner, Türkiye'den kaçmam gerekiyor. Annemler Allah'ın rahmetine kavuşuyor, erkek kardeşlerimden biri Brezilya'a gider, başkası Amerika'ya ve üçüncüsü  Uruguay'a ve Montevideo'da papaz olacak.


10 yaşında iken, yalnız olarak komşu Yunanistan'a gittim. Orda, küçük işler yaparak yoksul yaşıyordum ve çöplerden çıkan bayat ekmek parçaları esas besinimi oluşturuyordu.


Daha sonra, Lübnan'daki bir amcamda yaşadım. Onun yanında, gençliğimin bir kaç senesini geçirdim.


1924 yılında, Marsilya'ya Yunanistan yoluyla gitmek üzere bir gemiye Beyrut'tan gizlice bindim. Fransa'ya gelir gelmez, başkent'e gidiyorum. Boulogne-Billancourt Renault dökümevinde iş buluyorum ve orda dört sene kalıyorum.


1928'de, Beyrut'a gidiyorum 16 yaşında ermeni Rosa isimli bir çiçek ile evlenmek için, ilk uzun süre kaldığım yerde tanıdığım kızla. Bu uzak yeğen benmi çok hoşuna gidiyor, o olacak başkası olamaz, öyle karar verdim !


Mart 1912 yılında Küçük Asya'da Marache'ta doğmuş (bugün Türkiye'de Kahramanmaraş), Meriem ve Hovanes'in kızıdır. Sadece üç yaşındayken, bir yaş daha küçük olan kız kardeşi Anna, annesi ve anneannesi ile Türkiye'den ayrılmak zorundadır. İstikamet Mısır olacak ve iki küçük kız beş sene boyunca İskenderiye'de bir çocuk esirgeme yurdunda kalacaklar.


Bu zor senelerden sonra, Rosa ve Anna Lübnan'da amcasında yaşayan annelerinin yanına gidecekler.


                      4 - Rosa ve Karekin copy                 

                                                      Rosa ve Karekin


Yeni evli çift, Beyrut'tan Marsilya'ya giden bir gemiye biniyoruz, birkaç bagajlarımızla ve kafeste bir güvercin ile. Bir arkadaş bize bu kümes hayvanını emanet etti onu Fransa'da yaşıyan akrabasına götürmek için.


Yolculukta, paramızı çaldırıyoruz ama sağ salim kuşu ve kafesi yerine götürüyoruz. Yeni sahipler bize kahve ikram edip ve teşekkür eder değerli emaneti teslim ettiğimiz için ama bize herhangi bir yardımda bulunmazlar başımıza gelen kötü olaylardan sonra.


Beş parasız kalınca, Paris'e trenle gitmek için, kumrular gibi sevişen çift köprülerin üstünde yatıp ve gemilerin yükünü boşaltarak bir kaç kuruş kazandık.

                                         

                        5 - Karekin ve Rosa copy              

                                                  Karekin ve Rosa

 

Bizim ailemiz dünyaya gelen üç çocuğumuz ile büyüyecek. Madeleine, 1930 yılında doğdu sadece bir sene yaşacak, kötü bir gripten onu kaybettik. Yusuf 1932'de dünya'ya geliyor, ardından Robert 1936 yılında.


6---Ayakta-Rosa--sa-da-Karekin-ve-on-plan-arka-t-copie-1.jpg                   

   Ayakta Rosa, sağda Karekin ve ön plan arka taraftan Robert, oğlulardan biri, bir aile yemeğinde

 

Billancourt Renault fabrikasında, benim gibi dökümevinde çalışan işçiler iyi maaş alıyorlar, mesleğin çok zor olmasından dolayı. Louis Renault, otomobil emperatorluğun kurucusu, işçilerini selamlamaya düzenli olarak geliyor ve bu büyük adamı tanıma onuruna eriştim.


Bir zamanlar İssy les Moulineaux’de oturuyoruz. Traversière sokakta, Fransa'ya çalışmak için gelen Çinlerinden biri Deng Xiao Ping. Renault da çalışıyor ve orda buluşuruz. Iş çok zor ve çalışma izin kağıtlarının süresi bitiyor. Gizlilikte yaşıyor ve sonunda Çine tekrar gitmek zorundadır, orda Başbakan olacak ve Çin’in ekonomik değişiminin kışkırtıcısı olacak. 


1939 yılında, Guingamp 110'üncü piyade askeri alayına seferber edildim ve Fransız ordusu için hizmet veriyorum. Sonra, Hamburg'a gitmem lazım Mecburi Iş Hizmetine  katmak için. Aynı zamanında, bir harmonika alıyorum, öylelikle günlük yaşamdan biraz uzaklaşmak için. Altı ay sonra, bıkıp, kaçıyorum ve Paris'e dönüyorum.


                       7 - Karekin asker olarak copy           

                                              Karekin, asker olarak


Okula hiç gitmemiş olmama rağmen Lorient şehirinde, muz satan ermeni arkadaş yardımıyla elektrikçi olarak Kriegsmarine’de için bir iş buldum. U boots alman denizaltılarını tamir ediyorum, yüksek teknoloji aletleri.


El işini seviyorum ve "ala turka" bir kibritle bir elektrik sigortası tamir edebilirim. Tarih'te yazmamış  ellerimden geçen denizaltıları hemen batı yada değil...


8 - Sağda, çömelmiş, Yusuf, Karekin'in oğullarının b

                        Sağda, çömelmiş, Yusuf, Karekin'in oğullarının biri

 

1944 yılında savaş bitince, bir bisiklet alıyorum Paris'ten Lorient'a gitmek için. Yoldayken, fransız polisi beni durduruyor, bisikleti çaldığımdan kuşkulanıyorlar. Almanlara beni teslim ediyorlar. Onlar... bana ekmeği, şarabı ve sucuğu veriyorlar... ve erzak dopdolu bisikletle başkent'e geliyorum.


Yaşam normal hayatta dönecek ; Rosa çocuklarımızı bakarak ve Lübnan'dan annesi götürerek, Renault'ta işimi yeniden alıyorum.


 9 - Ortada oturan kadın Rosa'nın annesidir copy 

                                           Ortada oturan kadın Rosa'nın annesidir

   

65 yaşında emekliliğime kadar çalıştığım Renault müdürlüğü gayretlerimi beğeniyor ve resmen tanıyorlar. İyi ve dürüst hizmet verdiğim yıllar için bana altın işin onuru madalyası veriliyor.


Bu arada, Yusuf, oğullumlarından biri, 18 ay boyunca Baden-Baden'de askerliğini yapar ve Robert Berlin'in yanında. İkisi Cezahir savaşında bir sene boyunca çarpışacaklar.


Bu iki oğlumun da altın elleri de var ve her biri çok farklı bölümlerde onları kullanacak. Yusuf yetkin bir makine tamırcısı oluyor ve Robert yetenekli kuyumcu olacak, hayat farklı karar vermeseydi Amerika’da parlak kariyerini devam ettirirdi.


Fırnız'da çocukluğumdan ve dedelerimden hatıraları, torunlarıma anadoluda yaşadığımı yada anlatılan anekdotları, hayatı anlamaları ve  düşünmeleri için torunlarıma anlatmayı seviyorum.


Ağustos 1982 yılında Isère'de, Reventin Vaugris şehirde, son nefesimi veriyorum. Sağlık sektöründeki o zamanınlar olan grevden dolayı belki daha uzun bir süre yaşamak için gereken tedaviyi alabilirdim. Yaşlılık ve üzüntü benim tatlı Rosa’mın hakkından gelecek ve yaklaşık iki sene sonra yanıma gelecek.


______________________________________________

 

1915 sene olaylarından sonra, Fırnızın yüzü değişecek. Sadece yedi evde bir süre yaşayanlar oluyor, sonra sahipleri tarafından giderken evler yakılıyor, komşuların ki gibi.


Bir kaç yunanlar ve ardından bir kaç türkler köyü yaşatmayı deniyor, ama olmuyor...


Doğa el koydu ve sadece taşlar, bazen kiliseden ve Karekin aile çiftliğinden kalan, geçmişi belirtiyorlar. Bununla birlikte, kokular, renkler ve hele çevredeki sesler ile kesinlikle özeldir burası, sanki burada eskiden oturan altın eller hem havada hem de yanında birkaç imza atmiş gibiler.


10 - Karekin eski aile çiftliğinden kalan taşlar copy

                                      Karekin eski aile çiftliğinden kalan taşlar

 

Bugün, aşağadaki ve herhangi Türkiye haritasında olmayan yapılan yeni köy kırk seneden beri sadece alevi ailelerden oluşuyor.


Hoş bir yerdir ve hafta sonları, yerliler, ayakları suyun içinde nefis ızgara çiftlik alabalıklarının tadına bakıyorlar. Köyün merkezinde ve sadece iki kilometre uzaklığında, birkaç lokantacının işletmesi var. 

 

  11 - Alabalıklar küçük ve büyüklerin attığı ekmeğ 

                        Alabalıklar küçük ve büyüklerin attığı ekmeği beğeniyorlar

 

Ermeni oturanlarının yaşadığı Fırnız'ın ruhu, orada yükseklerde hâla dokunulmamıştı.


Sadece görkemli ağaçlarının birisinin altında uzanmak, oturduğu evinin kalan taşlarının ortasında, rüzgarda dans eden yaprakların uğultusunun ortasında Karekin sesi, kardeşlerinin ve akrabalarının sesini duymak için, yeterlidir.


Aynı zamanda, biraz hayal gücü ile binadan olan kalıntıların'da kilisenin çanı dağda hâla çalıyor.


Karekin ve Rosa olan örnek olabilen çiftin hayatı sakin bir ırmak değildi, kesinlikle. Mutlu yaşamak için, ermenince "Betke tetev abril" diyorlar, demek ki hafif yaşamak lazım, her günlük hayatta tasalar için gereksiz tedirginlik yapmamak lazım.


Türkiye'de doğmuş olan ve Fransa'ya göç eden ermeni ailesinin çocukları ve torunları en hafif ve mutlu yaşasınlar !


Karekin torunlarına hem bu yazı yayınlama izni ve aile fotoğraflarını verdikleri için teşekkür etmek istiyorum. Aynı zamanda Fırnız'da, Hüseyin ve ailesinin misafirperverliği, köyü göstermek ve tanıtmak için verdiği zaman için sonsuz teşekkür ederim. 

 

Buraya tıklayarak fransızca versiyonu okuyabilirsiniz.



 

Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Kültür
commenter cet article
6 décembre 2012 4 06 /12 /décembre /2012 05:53

 

 

Büyük fotoğraf ustası Ara Güler İstanbul'da sanatının değeri bilinmemiş bir yönünü sunuyor.


"Bilinmeyen Ara Güler", İstanbul'da Maçka'daki Galeri G-art dün salı akşam küratörü Lora Sarıaslan ile açılan son sergisini ismi  adını iyi taşıyor.

 

                     AOUT-2012 8586 copy

                              Ara Güler ve sergisinin küratorü Lora Sarıaslan


Genel olarak, Ara Güler ismi foto muhabiri ve "görsel tarihçi" olarak anılıyor, "İstanbul gözü"nden ölümsüzleştirildiği siyah beyaz portreleri ve 50-60 senelerine ait hayat sahneleri – nostaljikler tarafından özlenen zaman - aklına geliyor.


Ve burda, aynı nostaljikler belki bir zaman duracaklar ve kendilerine soracaklar, aynı adam mı 70’li senelerden itibaren bu abstre fotoğrafları çekmiş.

 

  AOUT-2012 8592 copy

                                         Bilinmeyen Ara Güler


Ara Güler soyut fotoğraflarında aslında karanlık odada bazen rastlantıları bazen kazaları karıştırarak girişimlerde bulunuyor. Bazı resimler, deklanşöre basıldığı anda oluşacakların bilinmediği durumlar  - resim gizemi - ve başkaları için, gözü gerçek bir sahne ya da hayalinden direkt çıkmış gördü.

 

  AOUT-2012 8598 copy

                              Boğaziçi Köprülü Ara Güler gözleriyle


Soyut fotoğraf, görünürü bazen görünmez kılar, ama aynı zamanda sanatçının öznel yaklaşımının da bir yansımasıdır. Formlar, renkler, kompozisyon ve içgüdü, ışık ve gölge ögeleriyle birlikte denemeler ve deneyimler  sonuçları doğurur.

 

  AOUT-2012 8596 copy


Bir Sanatçı büyük S ile sadece beğenilmek için burada değil ama bazen de şoke etmek, sorguya çekmek için, bakışların yerlere göre, ortama göre ve de hissedilen ve yaşanana göre değiştiğini gözlemleyene farkına vardırmak için.

 

  AOUT-2012 8601 copy

                            Bir sanatçi başka bir sanatçına ilginleniyor


Bütün bu hammaddeler böylelikle onun kişiliğini ve imzasını olusturur.

 

  AOUT-2012 8585 copy

        İki sanatseverler ziyaretçi, Onno Kervers, İstanbul'da Holandalı Başkonsolos et eşi       


Ara Güler hâlâ seksenlik bir yiğit olsa bile, pırıldayan gözüyle ve yüksek sesle konuşması ile burada ziyaretçilerine ilginç ve yeni bir yüz sunuyor.

 

                         AOUT-2012 8637 copy

                                    Çabadan sonra, teselli versiyon Ara Güler

 


 

G-art - Harbiye Mah. Kadırgalar Cad. N° 3 Maçka (G-Mall), Istanbul

0212 296 08 76 - www.g-artgaleri.com - info@g-artgaleri.com

Her gün saat 11-19 arası pazar ve pazartesi günleri hariç 3 şubat 2013'e kadar - giriş ücretsiz

 

 

Fransız versiyonu buraya tıklarken okuyabilirsiniz.

 



Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Kültür
commenter cet article
1 novembre 2012 4 01 /11 /novembre /2012 09:32

 

Her sene olduğu gibi, 29 ekim günü Türkiye bayrağının renkleri ile beyaz ve kırmızı ile büründü Cumhuriyetin 89. yılını kutlamak için.

 

AOUT-2012 6476 copy

Adı Bayram olan Kuaför salonu, ilginç...


 

Istanbul'da her boyda bayraklar ve flâmalar resmi binaların duvarlarında ve küçük büyük esnaflarda asılmıstı...

 

     AOUT-2012 6474 copy


...ve evlerin camlarında da

 

    AOUT-2012 6909 copy


Birkaç yıldır, Boğaz’da 15 dakika boyunca, dünyanın en güzel havai fişek gösterisinden biri yer alıyor.

 

    AOUT-2012 6576 copy

Istanbul büyük şehir belediyesi görevini tam anlamıyla yerine getirdi, gazeteciler için "Gümüş damla" adlı bir tekne düzenledi.  

 

   AOUT-2012 6824 copy


Kamu, Avrupa ve Anadolu yakasından, yanındaki binalarının balkonlardan ve teraslardan, toplandı, Boğaz Köprüsü ile Kız Kulesi arasındaki gösterisi izlemek için.

 

    AOUT-2012 6595 copy

Saat 19.45'te, Boğaz Köprüsü üzerinde 60 ateşleme sistemleriyle şelalesi oluşturur...

 

    AOUT-2012 6555 copy

                        Kübra, fotograf çırağı... hiç birşey etkinlikten kaçırmaz


Fahir Atakoğlu'nun oluşturan show her dakika kreşendo gider.

 

   AOUT-2012 6627 copy


16 ayrı noktadan, toplam 48 bini aşan havai fişek - toplam 20 tonluk – atıldı ve her biri 8 bin watt enerji veren 150 skytracer kullanıldı. Organizasyonun enerjisi ise toplamda 20 bin kWA güç üreten 61 jeneratör ile sağlandı.

 

   AOUT-2012 6672 copy


En büyüğünün ağırlığı 10 kilogramın üzerinde olan havai fişekler İstanbul Boğazı'nda 250 metreye kadar yükseliyor, ziyaretçilerin en büyük mutluluğu için.


   AOUT-2012 6712 copy

                      Cumhuriyet bayramın 89. Yılı için Boğaz'da renk ahenki

 

30'u yurtdışından gelen toplam 300 kişilik bir ekip her yıl daha kalabalık olan bu gösterinin emniyeti için görev aldı.

 

    AOUT-2012 6727 copy


Şölen bitti, Istanbul’da ilk yağmur damlaları düşer ve askeri general’ler gizlice arabalarına gidiyor.

 

   AOUT-2012 6829 copy


Mustafa Kemal Atatürk, Modern Türkiye Cumhuriyetin kurucusu bulunduğu yerden gurur duyabilir bu coşkulu eşsiz yurtseverliliğin karşısında.

 

   AOUT-2012 6795 copy


Buraya tıklayarak, bir video görüp ve oluşan albümümü ”Du bretzel au Simit “grubum'da birkaç fotoğraftaları daha görebilirsiniz.

 


Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Kültür
commenter cet article
5 octobre 2012 5 05 /10 /octobre /2012 08:11

 

 

Çokkültürlü Paros dergisi, geçenlerde birinci yaş gününü kutladı ve bu vesileyle dostlarını ve tanıdıklarını, İstanbul'un bir iş muhitindeki büyük bir otele davet etti.

 

  AOUT-2012 2391 copy

20 Eylül 2012'de Paros, doğum günü pastasındaki ilk mumu, Şişli belediye başkanı Mustafa Sarıgül ile söndürdü.


Daha çocukken tanışan ve birlikte büyümüş olan Elenka Eldek Çadırcıoğlu, Mayda Saris ve Talin Etyemez Elenka ve Mayda zaten Notre-Dame de Sion'da aynı sınıftaydı.


Bu üç kadın 2011 yıl başında, bu benzersiz dergiyi kurmaya karar verir. Paros, Türkiye nüfusunun bir bölümünü oluşturan azınlıkların (Ermeniler, Rumlar, Bulgarlar, Süryaniler, Museviler) sosyal, kültürel ve dinî faaliyetlerini anlatıyor ve böylece onlarla ilgili bilgileri ulaştırıyor.

 

  AOUT-2012 2398 copy

Paris'te oturan Ermeni kökenli Fransız ressam Asilva'nın, doğum günü armağanı olarak sunduğu tablo çok beğenildi.


Bu çokkültürlü ülkede, bu üç kadın, haklı olarak, böyle bir iletişim aracının,  kendi cemaati içinde -genellikle tanınmayan- sosyo-kültürel zenginlikleri daha iyi tanınmasına, keşfedilmesine veya yeniden keşfedilmesine yardım edeceğini düşünüyor.

 

  AOUT-2012 2501 copy


Yaklaşık 40 kışı, stajiyer dahil, bu dergi için çalışıyor.


  AOUT-2012 2437 copy                             Melodi, Paros'ta stajyer, teçrübesini anlatıyor


Şişli belediyesi başkanı Mustafa Sarıgül, Paros’u ilk gününden itibaren desteklemiş, katıldı ve aynı zamanda bir hediye etti.

 

  AOUT-2012 2425 copy


Aram Ateşyan, ermeni apostolik başepiskopos ve "İstanbul'un Gözü" Ara Güler, Türkiye'de yaşayan büyük Ermeni isimlerinin birkaç tanesi, bu kutlamaya katılmayı istediler.

 

  AOUT-2012 2348 copy

Şişli belediyesi başkanı Mustafa Sarıgül ve yanında Aram Ateşyan, Türkiye'de ermeni apostolik başepiskopos

 

 

 

                AOUT-2012 2530 copy

                                      Fotoğraf ustası Ara Güler


Paros, www.paros.com sitesinde, abonman olarak alabilirsiniz, D & R ve Remzi ve Avrupa'da Dünya Dağıtım merkezlerinde (Fransa, Almanya, Holandada, İspanya, İsviçre, Yunan) ve Dubay'da, ABD ve Kanada'da.


Aşağı yukarı 2000 abone ve 3000 kişi öyle her ay okuyan panelini gelişmek isteyen bu güzel yayın zevk alabilir.

 

  AOUT-2012 2485 copy


Eğlence çok başarılıydı ve bir kaç tane ritimli parça buna yardımcı oldu...


Burayı tıklayarak, ambiyansa tanık olabilirsiniz.

 

  AOUT-2012 2604 copy


Bu mutlu doğum gununu kutlamak için, ahenki vurgulamak için carpistiktan sonra, kadehler kaldirildi.

 

  AOUT-2012 2720 copy


Şıklık bu akşam randevudaydı ve 30’lu-50’li yıllarının zamanında muhteşem Pera zamanını hatırlattı, yunanca bir tarafta, ermeninca öbür tarafta ve latino konuşmaları duyunca. 

 

                     AOUT-2012 2463 copy       

   

Üzücü bulduğum tek nokta Sanat, kültür ve Türkiye'deki azınlıkların  gelenekleri merak eden türk olmayanlar  bu kaliteli yayından maalesef faydalanamamaları.

 

  AOUT-2012 2453 copy


Uzun bir ömür diliyorum Paros’a ve belki böyle diğer cemadatlarının Katılanları’na fikir  verir başka bir bir kuzen doğur... Ve böyle daha fazla köprüleri yaratır.

 

  AOUT-2012 2555 copy

                      Ara Güler ve Mayda Saris, Paros'un yayın şef editörü

 

 

Eminim ki kültür sayesinde, Diger’e giden kapıların kiletleri daha kolay açılır...

 

 




Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Kültür
commenter cet article
22 juin 2011 3 22 /06 /juin /2011 04:56

 

 

İki seneden biraz fazla, Jean-Marc Arakelian, ermeni asılı fransız, İstanbul'un sokaklarında geziyor, yeni perspektifleri bulmak için.

 

" Bir şeylerin ortaya çikması için, kesinlikle olmam gereken yer İstanbul’dur.. Anne annem İstanbulludur, diğeri ve dedelerim Kahramammaraşlı, kökenlerim burasıdır. O yüzden bence burda özel ve yoğun şeyleri hissediyorum. Ülkenin manzarasında birleştiyorum ve burada kendimi evimde gibi hissediyorum.”  Jean-Marc bana açıklıyor.

      

                IMG 4216 copy

                          Jean-Marc Arakelian Fener sokaklarında, İstanbul'da

 

18 yaşındayken, yolculuk yapmaya başlıyor ama sadece 1999 yılından beri çok özel bir düşünüş tarzı başlıyor, artistik özelliğini arama. Lübnan baslangıç noktası oldu, orda bir sene yaşamıştı.

 

Ermenistan'dan Ürdün'e, Kudüs'ten Etyopya'ya,  Tacikistan'dan Japonya'ya, "geçiş" yolcuğunun teması olan bu yolcu, bakıyor, zenginleşiyor yeni hayat tecrübeleriyle, yolundaki karşılaşmalarla.

 

Yakın Doğu ve Asya arasında onun araştırmaları biçimleniyor ve Türkiye bugün açıkçası olmasi gereken ülke, ona göre.

 

  DSC07236 copy

                                        Otoportre Hindistan'da

 

Yaratıcı bir soydan gelen - babası büyük bir mücevherciydi - Jean-Marc Arakelian bir sinema eğitim aldı.

 

Bir kaç filmin yönetmeni, özelikle deneysel, hem Fransa'da hem de yurtdışında, resime aşık olan, teknik zorlamaları seviyor,yeni resim formları ve köşeleri ve ışık farklı yakalamak arıyor. 

 

             Istanbul               

                                    İstanbul,  Aya Sofya

 

Bu ışığın önemini anlatıyor : "resmin temeli, ışıktır. Herkes onu farklı boyuyor, fırçayla, müzikle veya fotoğrafla,... Aletim, kameradır. Zaman zaman, onu kulanmadım, ama öyle istedim. Sahneye bakmak istedim, insanları, ışığı ve özellikle Hindistan esas bir ülke oldu benim için, çünkü o ülkede, şehirler hep hareketli, renkli, sahne dekoru sanatı ve ışığı çok şiddetli."

 

  DSC04802 copy

                                          Hindistan sokakları

 

Hindistan’da “argentique” ile çok fotoğraf çekmiş olsa bile, İstanbul’da yaşadığından beri çektiği fotoğraflar klasik bir makine ile değil fakat cep telefonu ile, basit bir Sony Ericsson, İstanbul’a geldikten 6 ay sonra bir ekim akşamı elinde olan tek resim çekebilen.

 

O sirada Fener’de, oturduğu semt, beklenmedik bir sahne ile karşılaşıyor : bir kadın merdivenden iniyor ve bir erkek ona yaklaşıyor, iki bağımsız olay, fakat Jean-Marc’ın gözleri bu durumun estetiği dikkatını çekiyor.

 

               DSC00246 copy

                        Jean-Marc Arakelian'nın cep ile ilk çektiğini resim 

 

Telefonu ile fotoğraf deneyimini devam ediyor ve açıları değistirmeye imkan veren, düzeltme yazılımı kullanmadan yeni perspektifler sağlayan bir tarz keşfediyor.

 

Cep telefonunu bir fırça gibi kullanıyor, şaşırtıcı sonuçlar elde ediyor, yana kaymalar, biçimi bozulmalar ile Bosfor’u 180 derece tekrar çizmesine, taşları yerinden oynatmasına, sokakta karşılastığı insanların görüntüsünü değistirmesine imkan veriyor.

 

  DSC00931 copy

                 Boğazının çok özel görüntüler Jean-Marc Arakelian tarafından

 

                 DSC00851 copy

 

Bu olağanüstü fotoğrafları gerçekleştirmesine imkan veren teknik normalın tam tersi. Prensip olarak, bir fotoğrafçi sabit ve makinesi hızlı olur. Onun durumunda, Jean-Marc Arakelian bir fotoğrafçının tam tersini yapıyor.

 

Tempoyu o verecek, eli ve vücudu çok hızlı hareket edecek, böylelikle cep telefonuna hız verecek. Aslında şimdi günlük olarak bir sinema tekniği kullanıyor, kameraların hareketi.

 

  IMG_4796ok-copy.jpg

                             Jean-Marc Arakelian resim çekerken

 

Jean-Marc açıklıyor : “Resimleri çekmeden önce görmek gerektiğini farkettim, çünkü bir cep telefonu ile hareket etmek, bir reflex makine gibi hareket etmek gibi değil. Aynı iade ediyorum, fakat ışık gerekiyor. Bu tur fotoğraf çekmek Fransa gibi bir ülkede mümkün değil, ancak çok ışık olan bir ülkede olabilir, İstanbul ve Hindistan’da olduğu gibi."

 

  DSC00597 copy

                                        Simitler diğer formlarla

 

Fener’de ilk gece çekiminden beri, bu cep telefonu ile 100 000 klişe gerçekleştirmiş Hindistan’da, Iran’da, Fransa’da ama özellikle İstanbul’da. Üçte biri, büyük bir zevk ile sayfalarını çevirdiğiniz, bir olağanüstü resimler kitabı olarak arşivlenmiş.

 

                  DSC03347 copy

                                       Çok özel bir dondurma

 

Resim konusunda, Jean-Marc için İstanbul çok etkili gerçek bir kesif oluşturuyor, hem işığın yoğunluk seviyesi ile, hem her sokak basında çok zengin sahne dekoru ile.

 

               DSC03468 copy

                      Heybeliada'da Jean-Marc karşılaştığını beş ayaklı bir at...

 

Onun için, cep telefonuyla resimler çekmek, hem  yeni bir tekniği kullanmayı ve kendi siirsel yönüyle yeni bakış açıları kesfetmeyi, hem de sinema sanatını bu şekilde çalışmayı ve geliştirmeyi  mümkün kılan bir yöntem.

 

                           DSC00169 2

                                     İstanbul'daki bir çaycı

 

Halihazırda Jean-Marc Arakelian, asil olarak çekimi Hindistan'da yapılacak ve biri yazımsal olan ve temelini kutsal kitaplardan alan “Tobi'nin Öyküsü”; diğeri de resimsel olan ve 15. yy'da yapılmış bir minyatür olan “Tobi'nin Meleği” adlı iki kaynak yardımıyla  İpek Yolu'nun yeni güzergâhını konu edinen bir film hazırlığı içinde.

 

Üç yil önce Jean-Marc Arakelian, Tacikistan'da düzenlenen uluslararası bir fotoğraf yarışmasına tamamiyle tesadüfen katılıp, bu yarışmada birincilik ödülünü aldı.

 

Geçen şubat ayında "Picturing Istanbul from a new perspective" adlı bir yazının Hürriyet Gazetesi'nin Daily News ekinde yayınlanmasının ardından, Beyoğlu belediyesi'ne bir sergi düzenleme talebiyle başvurdu.

 

                    DSC00429 copy

                              Rom kemancı Balat sokakların'da - İstanbul

 

Belediyenin düzenlediği ve dört kita üzerinden 17 ülke ve 33 şehir katıldığı 2. Kültürlerarası Diyaloglar Festivalı için  sanatçıların seçimi iste bu dönemde yapıldı.

 

Ardından, Jean-Marc'a Galata Meydanı'nda, dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri olan o müstesna Cenova kulesi'nin hemen yanında, kozmopolit şehrin orta göbeğinde seçkin bir yer verildi.

 

25 Haziran 2011'e kadar sürecek Jean-Marc Arakelian fotograf sergisi, sanatçınin bu anlamda ilk sergisi. Fotoğrafların çoğunlugu İstanbul'da ve  özellikle bu yılki Lâle Festivali'nde , bir kismi da, Hindistan'da çekilmiş.

 

  IMG_4834-copy.jpg

                           Jean-Marc Arakelian Galata meydanı'nda

 

Atalarının topraklarına geldiğinden beri, ermeni kökenli olusu hiçbir sorun yaratmadı bügüne kadar. Hatta aksine, Arakelian'a göre avantajları bile oldu. Adının kökeni hususunda bir soru yöneltildiğinde,

 

Beyoğlu Belediye'sinde “Türkiye'ye Hoşgeldiniz” cümlesiyle karşılanmış. Belediye'nin ona sunduğu bu armağanı Jean-Marc, bir çesit “Welcome” yani gerçek ve içten bir karşılama simgesi olarak benimsemiş.

 

Jean-Marc Arakelian'ın yillardan beri  katettiği yolculuklar ; Hintli cüzzamlılar, Sri Lankalı sakat çocuklar, Japonya'daki ağır engelli yetişkinlerle  yaşadığı  insanı deneyimleri yanında, ayrica estetik, ruhanî ve  ses alanlarında edinmiş olduğu tüm deneyimler ;  gördüğün, duyduğu, dinlediği, dokunduğu ve yuttuğu herşey, burada, İstanbul ışığında ortaya çıkıyor ve yayılıyor.

 

                 DSC02240 copy

                                       Boğaz kenarlarında bir gelin

 

Jean-Marc’ın fotoğraflarını tanımlamak, terazinin gizemini çözmek, akıcı ve durağan olani aynı görüntü üzerinde karıştırmak, bir dengeyi yeniden icat etmek, günlük hayatın her sahnesinde ve anıtlarında farklı bir uyum yaratmak ve İstanbul’un görülmezliğini görülür kılmak gibi bir şey.

 

Farklı bir şekilde “görmek”, bu fotoğraf sanatçısının, elinde fırça yerine cep telefonu taşıyan bu ekpresyonist ressamın bizlere sunduğu  davetiyenin ana hedefi.

 

  DSC04980 copy

                   2011 Lâle Festival İstanbul'da Jean-Marc Arakelian tarafından


İpek Yolu’nun yeni güzergâhı hakkındaki film projesi hariçinde, Jean-Marc Türkiye’de, stüdyolarda değil de doğal dekorlar içinde - ister geceleyin yolda, isterse de kervansaraylardaki gibi fotoğrafçı ile çalisan insan modelinin birbiriyle karıştığı improvize sahnelerde - simâ çalisması yapmayı umut ediyor.

 

Konu olarak islediği ülkelerden bazıları Hindistan, Japonya, Israil ya da Iran gibi diğerlerine daha farklı bir önem arzetmiş olsa bile, Türkiye Jean-Marc için basıt bir aşama olmaktan öte. Bir görüntü şehri olan Istanbul’u, dönen bir diske benzettiği gerçek ve doğal anlamdaki Doğu çoğrafyasına devam etmeden evvel, Doğu ve Batı arasındaki bir menzile benzetmekte.

 

  IMG 4541ok copy

                  Jean-Marc Arakelian Fener'in özel merdivenin önünde

 

Ona göre İstanbul, oturup geçmişi gözlediğimiz, kendi kendimizi sorguladıgımız, su içtiğimiz, güç topladığımız, hem kendimizi hem de dış dünyayı kesfettiğimiz, ruhanî anlamda kaçınılmaz geçis yerlerinden biri. Bir hayattan farklı olan bir diğerine geçis yani..

 

Başka hiçbir şehire benzemeyen bu şehir, gizli kalmış ve iyi tanınmamış, ama doğmayı ve büyümeyi bekleyen yetenekleri vücudumuz üzerinde doğudan doğruya etki yapan bu ışık sayesinde ortaya koyma gibi bir özelliğe mi sahip acaba ? Işte Istanbul’un tüm büyü ve gizemi burada...

 

Beyoğlu Belediyesinin önerisi neticesinde, Jean-Marc Arakelian fotoğraf sergisi "İSTANBUL'U FOTOĞRAFLAMAK : YENİ BİR PERSPEKTİF" İstiklal Caddesin'deki belediyenin galerisinde cumartesi 25 hazıran 2011'e kadar devam ediyor.

 

 

Sergiyi ziyaret edemezsiniz, bu diaporamayla fotoğraflar hakkında fikir edinebilirsiniz.

 

Başka resimler burada.

 

 

Beyoğlu Belediyesi Sanat galerisi

217, İstiklal Caddesi - Beyoğlu/Istanbul

Açılış saatleri : pazartesi gününden cumartesi günü'ne kadar 9.00 - 19.00 arası


Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Kültür
commenter cet article
20 juin 2011 1 20 /06 /juin /2011 05:50


Beyoğlu Belediyesinin önerisi neticesinde, Jean-Marc Arakelian fotoğraf sergisi "İSTANBUL'U FOTOĞRAFLAMAK : YENİ BİR PERSPEKTİF" İstiklal Caddesin'deki belediyenin galerisinde cumartesi 25 hazıran 2011'e kadar devam ediyor.

 

  IMG 5183 copy

 

Bu sergi Beyoğlundaki 2. Kültürler Arası Sanat Diyaloğları'nın bir ektinliğidir.

 

  KSD-Fransa-Jean-Arakelian-Foto-raf-Sergisi-E-davetiye-copy.jpg


Fotoğraf sanatının yeni bir tekniğini kullanarak Jean-Marc Arkelian,   Sony Ericsson cep telefonu sayesinde fotoğraf sanatına yeni bakış açıları ve canlılık getiriyor.

 

  DSC04980 copy

                     Lale festivalı Istanbul 2011 Jean-Marc Arakelian gözleriyle

 

  DSC00931 copy

                      Boğazın çok özel bir görüntü Jean-Marc Arakelian ile


Fotoğraf sanatına olan bu yaklaşım, İstanbul Lâle Festivali'nden, Bosfor'dan, şehrin mimarisinden, günlük hayatın her alanından ve Hindistan'da aynı teknikle çekilmiş resimlerden  yeni bir vizyon sergiliyor.

 

  IMG 5190 copy

                         İstiklal Caddesi'nde Jean-Marc Arakelian sergisi


Sonuç itibariyle fotoğraflar, resim sanatında gözlemlenebilen gerçeküstü veya ekspresyonist bir boyut içinde karşımıza çıkıyor.


Sergiyi ziyaret edemezsiniz, bu diaporamayla fotoğraflar hakkında fikir edinebilirsiniz.


 

Beyoğlu Belediyesi Sanat galerisi

217, İstiklal Caddesi - Beyoğlu/Istanbul

Açılış saatleri : pazartesi gününden cumartesi günü'ne kadar 9.00 - 19.00 arası

 


Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Kültür
commenter cet article
9 mars 2011 3 09 /03 /mars /2011 10:43

 

 

İstanbul’da ikinci kez düzenlenen yeni Tatavla-Baklahorani Karnavalının güzel geçmesi için bütün Tanrıların lütuflarını bahşettiklerine inanabilirsiniz.

 

  IMG 7535 copy

                                  Onlar Tatavla - Baklahorani karnavalı için hazırdır !

 

Gerçekten, gerek geçit töreninin gerek salonda yapılan kutlamaların yağmur ve kar nedeniyle sekteye uğramaması için gökyüzü birkaç saat beklemeye lütfetti.

 

  IMG 7505 copy

                           Tatavla - Baklahorani karnavalı korteji Kurtuluş sokaklarında


Saat 20.00’yi biraz geçe, sempatik bir kortej müzik eşliğinde eski adı Tatavla olan Kurtuluş’un değişik sokaklarını dolaşmak üzere komşu mahalle Feriköy’de belirlenmiş buluşma noktasından hareket etti. 

 

  IMG 7468 copy

                                                   Müzik eşliğinde

 

                   IMG 7520 copy

                   Bu genç bayan tam Defdera günü - tertemiz pazartesi - anlaşılır


Şarkılar ve danslar geçit törenine ritm katarak mahalle sakinlerini pencerelere ve esnafı da dükkanlarının önüne çıkarıyordu.

 

  IMG 7472 copy

 

  IMG 7486 copy

                                         Eskiden ki gibi Tatavla'da...

 

   IMG 7515 copy

                           Katılan leylek belki benim memleketten geldi...


Yaklaşık 400 kişilik katılımcı topluluğu, ki bu geçen yıla göre iki kat fazla idi, yürüyüşün ardından Kurtuluş Spor Klübü’nün küçük salonunu doldurdular.


Ayakta veya oturarak mideler doyurulduktan sonra şenlik daha da güzel devam etti. 

 

  IMG 7655 copy

                     Çok güzel bir ambyans oldu Tatavla - Baklahorani şenlikte

 

                  IMG 7589 copy


Sabahın 2’sine kadar, “Café Aman Istanbul”, “Tatavla Keyfi”, “Cümbüş Cemaati” ve “Istinpolin” adlı gruplar ardı ardına sahneye çıktılar.

 

  IMG 7623 copy

                                           Cafe Aman İstanbul grubu...

 

  IMG 7728 copy

                                    ... ve Tatavla keyfi grubu


Fener Rum Lisesi’nin dans grubu da bir gösteri gerçekleştirdi ve hareketlilik DJ Ali Doyan ile devam etti.

 

               IMG 7596 copy

 

19. yüzyıldan kalma olup geçen yıl tamir edilerek yeniden işlemeye başlayan bir laterna da şenliğin bir parçasını oluşturuyordu.


Aynı şekilde, üzerine sarılı farklı renklerde şeritlerin birer ucundan tutan dansçıların etrafında döndükleri bir direk olan harika bir gaytanaki de vardı.

 

  IMG 7761 copy

                                                 Gaytanaki dansı


Salondan girişe kadar, davetliler şarkı söylüyor, el çırpıyor, fasıl ve rembetiko havaları eşliğinde birbirleriyle yarışırcasına dans ediyorlardı.

 

  IMG 7788 copy

                                                       Barın önünde...

 

                 IMG 7712 copy

                                       ... ve masaların arasında


Bu etkinliğin başlıca organizatörlerinden biri olan Hüseyin Irmak gülümseyebilir çünkü 68 yıl aradan sonra ikinci kez düzenlenen Tatavla Karnavalı başarılı bir şekilde geçti. 

 

                 IMG 7584 copy

                                    Tatavla Baklahorani karnavalı'na şerefe !!!


Gelecek yılki şenliği beklerken geride kalan akşamı yaşamak veya hatırlamak için   bu müzikli diaporamayı izleyebilirsiniz.

 

Tatavla Baklahorani karnavalı yaşasın !

 


                

Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Kültür
commenter cet article
4 mars 2011 5 04 /03 /mars /2011 15:31


 

Eskiden, Tatavla Taksim’in güney-batısında olan bir mahallenin ismiydi ve orda çoğu rum topluluğu yaşamış. 1929 yılında semti yakıp yıkan yangından sonra, ismi Kurtuluş oldu.


O zaman'a kadar her sene yaklaşık 500 senedir olan bir karnaval vardı. Onun tarihi, paskalye takvime göre yıldan yıla değişiyor.

 

  Tatavla Karnavalından copy

                  Tatavla katınlanları 1900 yıllarında - Hüseyin Irmak'tan verilen kart postal


Eski Yunan zamanında, Dyonisos ve Poseidon şenlikleri vardı, karnavalın öncüleriydi. Daha sonra, Rumlar, genelde ortodoks, Apokrias kutlamış, karnaval sözcüğünün Rumcası - anlamıysa “etten arınmak”. Apokrias günü, bir önceki gün Hıristiyan kültüründe paskalya öncesi 40 gün tutulan oruçta et ve hayvansal ürünler yenmemesine gönderme yapıyor.


Kathara Deftera günü - "tertemiz pazartesi" rumca - son karnaval olan günü, bayanlar evleri temizliyor, pencere siliyorlar.


Apokrias karnavalı, Tatavla'da şubat’ın son ya da mart ayın başı pazartesi günü yapılıyordu. Maskeli ve köstümlü olarak müzikle yürüyüş oldu. Bayanlar, dekolteli ve şortludur, bazı katılanlar atların üstünde tören yapıyor ve bol bol içki içilir 3 gün boyunca.

 

                 Apokria Karnavalından copy

                     Apokrias karnavalı 1930 senelerde - Ömer Küley 'den verilen foto


Değişik semtler bu şenliğe katılıyor. Özellikle Pera, Yeşilköy, Arnavutköy ve Kemerburgaz’dan gelen gruplar her sene seçilen konuya göre kostüm ve koreografi hazırlıyorlar.


Defile günü, nerden gelindiğine göre toplanma yerleri belirleniyor. Aksaray tarafından gelenler, Unkapanı köprüsünü geçiyorlar, Samatya’dan gelenler, Galata köprüsünü. Pera’da toplanıp Tarlabaşın’dan ve Dolapdere’den geçerek Kurtuluş’a ulaşıyorlar, son durak. Arnavutköy’den, Kemerburgaz’dan ve Yeşilkoy’den gelen gruplar, Şişli tarafından gelip Pangaltı’da buluşuyor, müzik eşliğinde, ana caddelerden Kurtuluş’un göbeğinde bulunan Kır Gazinosuna kadar defile yapıyorlar. Müzik grupları daha sonra o civarda değişik yerlerde çalacaklar.


Eskiden, Kurtuluş’ta çok sayıda bostanlar ve yeşil alanlar vardı. Orada insanlar ve karnavala katılanlar buluşuyordu ve defilenin sonunda eğleniyordu.

 

       Karnaval yürüyüşünden copy

              Kurtuluş'ta karnaval yürüyüş 1930 yıllarında - Ömer Küley 'den verilen foto


Osmanlı İmparatorluğu zamanında ve daha sonra Cumhuriyet’in ilk yıllarında, rum toplumu Tatavla Karnavalının başlangıcı olsa bile, Müslümanlar, Ermeniler ve Yahudiler şenliklere katılıyorlar. Dini nitelikle ilgilisi olmayan sadece eğlenmek ve defile katılmak veya gazinoda karnavalcılar ile müzik dinlemek için, bir iki kadeh içmek, dans etmek icin geliyorlar.


Tatavla karnavalı 1941 yılına Türk devleti tarafından yasaklanmasına kadar devam etti.


1943 ile 2009 yılları arası, Apokriá   sadece şehrin küçük Rum topluluğu tarafından Beyoğlu veya Moda’da, kapalı çevrede, kutlanıyordu.


Bu son seneler, bir kaç rum kökenli vatandaş şehrin meyhanelerinde buluşup Tatavla karnavalı canlandırmanın yollarını arıyorlar.

 

  IMG 4590 copy

           Karnaval topluluk Pera'da 1930 yıllarında - "Beyoğlu 1930" kitaptan foto


2009 yılında, ilk karnaval yapılıyor, hala kapalı çevrede. 70-80 kişilik kostümlü grup Kurtuluş’ta Madame Despina’nın meyhanesinde buluşuyor.


Karnavalı tekrar yaşatmak arzusu günden güne yükseliyor ve 2010 yılında, Feriköy, Pangaltı ve Kurtuluş caddeleri, son defileden yaklaşık 60 sene sonra, tekrar karnaval kutlayanları görüyor.


Her yerden gelen yaklaşık 200 kostümlü kişi, ama eskiden yaşanan sevinci tekrar yaşatma arzusu içinde toplanan, sokaklarda müzik eşliğinde ve dans ederek, ellerinde “Tatavla Baklahorani karnavalı” pankartı açarak yürüyorlar - Baklahorani defilenin yapıldığı günün adı. Gece geç saatlerde semtinde bir salonunda sona eriyor.

 

      L1090099 copy

               2010 Tatavla karnavalının yürüyüşü - Hüseyin Irmak'tan verilen foto


Kaç kişi bu sevimli gelenekten haberdar, suphesiz azdır. Bu miras, Istanbul halkının bir kısmı tarafından bırakılan, şehrin etnik-kültürel mozaiğinde yer buluyor.


İstanbullu Rumlar tarafından bazı kaygılar dile getirildi, yeni bir polemik yaratmaktan çekinerek. Organizatörler bu halik sevdiği gösterinin iyi geçmesi için büyük caba harcıyorlar. Bu gösterinin amacı değişik kökenlerden ve çevrelerden gelen kadın ve erkekleri, başlangıcı asırlara dayanan bir bayram sayesinde eğlenmeye davet etmek.


Bu yazının gerçekleşmesi için verdiği bilgiler ve ayırdığı zaman için Hüseyin Irmak’a çok teşekkür ederim. Kurtuluş’ta büyümüş ve uzun yıllar yaşamış olan Hüseyin Irmak, Tatavla karnavalının yeniden doğuşunda önemli rol oynayan, cok zaman ve enerji harcıyor.


Pazartesi 7 Mart saat 20’de yapılacak olan 2011 yılı kutlamasına başarılar dileriz, şenlik başlasın !

 


Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Kültür
commenter cet article
23 février 2011 3 23 /02 /février /2011 12:21

 

 

Bu cuma 19 şubat, Uluslararası Mevlâna Vakfı üyelerine ve misafirlerine bir "İstanbul klasikleri" konseri sundu.


Konser Macka’daki Antik Palace’ın toplantı salonunda, müzayedeler,sergiler, konferans ve sanat seminerlerin... ve klasik konserlerin yer aldığı etkileyici adreste, gerçekleşti.

 

  IMG 6919 copy

                                          Maçka'daki Antik Palace binası


Hakan Talu tarafından 2010 yılında kurulan Söz Saz Istanbul grubundan gelen Uluslararası Mevlâna Vakfı Türk Müziği Topluluğu bir saatten fazla dinleyecileri büyüledi, 1800'lü yıllardan 1900'lerin ortalarına kadar İstanbul'da yaşamış olan bestekârlar tarafından yazılmış eserleri sundu.

 

  IMG 6954 copy

             Mevlâna Vakfı Türk Müziği Topluluğu bazıları, sağda Hakan Talu kurucusu


Dede Efendi, Munir Nurettin Selcuk, Fehmi Tokay, sadece bir kaçı örnek vermek gerekirse, tarafından yazılmış eserler yetenekli şarkıcılar ve müzisyenler tarafından muhtesem bir şekilde icra edildi. Nedim Ağa’nın "Sültaniyegah makamında saz eseri"'ni dinlemenizi burası öneriyorum, Kemal Karaöz’un neyinden çıkan sesi özellikle takdır etmenize imkan veriyor.

 

                  IMG 6951 copy

                                                Neyci Kemal Karaöz


Uluslararası Mevlâna Vakfı, Celâleddin Bâkır Çelebi’nin - 21. Mevlâna Celaleddin Rumi torunu - manevi önderliğinde ve gelecek nesillere Mevlâna’nın eserini ve görüşlerini tanıtmak ve iletmek için 14 mart 1996 tarihinde İstanbul’da kurulmuştur.


Vakıf Başkanı Faruk Hemdem Çelebi - Celâleddin Bâkır Çelebi oğlu - ve Başkan Vekili Esin Çelebi Bayru tüm enerjilerini veriyorlar hem Türkiye'de hem de yurt dışında çalışmak için.

 

  IMG 6926 copy

Katılanlar arasında solda Osman Aksu, ünlü bir sanatçı - ressam, şiirci ve müzisyen - ve sağda Nail Kesova, Galata 'da derviş dede


Böylece farklı önemli projeler ortaya çıktı. "Sema ve Mevlevi müziği"  projesi, Kültür ve Turizm Bakanlıkla Unesco tarafından,‘Sema ve Mevlevi Müziği’ İnsanlığa Bırakılan Sözlü ve Manevi Baş Yapıtlar kapsamına alınmıştır. 


Bu konuda uzmanlaşmış Mevlâna’nın usta ve müritleri tarafından yapılan çalışmaların korunmasını ve on plana çıkarmasını mümkün kılıyor.

 

                  IMG 6958 copy

                                         vyolonselist Özgür Özgüler


2010 senesinde Vakıf ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Mevlevi Kültürünün Anlatımı ve Sema Töreni’ isimli proje İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından desteklenmesi uygun görülen projeler arasında yer almıştır. Böylelikle bir sema töreni programı Yenikapı'daki  restore edilen tekkede hazıran ayından itibaren aralık 2010 sonuna kadar sürecekti.

 

                 IMG 6960 copy

                                      Kanuncu Serkan Mesut Halili


Bu konser sayesinde, büyük bir mutlulukla, türk klasik müziğinin yeni bir yüzünü keşfetme imkanım  oldu.

 

Repost 0
Published by Nathalie Istanbul - dans Kültür
commenter cet article

Présentation

  • : Le blog de bretzeldensimitlere.over-blog.com
  • Le blog de bretzeldensimitlere.over-blog.com
  • : On üç senedir Istanbul'daki oturan bir fransızım ve artık İstanbuluyum !
  • Contact

Recherche

Catégories

Liens